BALIKÇILIK VE YETİŞTİRİCİLİK; SORUNLAR, ÇÖZÜMLER
I. KISIM: BALIKÇILIK
Doç.Dr.Hüseyin Avni BENLİ
Dokuz Eylül Üniversitesi
Deniz Bilimleri Ve Teknolojisi Enstitüsü
İnciraltı, İzmir
Giris
Günümüzde ve gelecekte canlı deniz kaynakları, tüm ülkelerin ekonomisine belirli bir yatırım ve çaba karşılığı sürekli girdi sağlayan önemli kaynaklardandır. Dengeli beslenmenin bilincinde olan uluslar, hayvansal protein kaynaklarını daha da zenginleştirmek için denizlerden yüksek oranlarda faydalanmanın yollarını sürekli aramakta özellikle, geleceğe bugünden yatırım yapmaktadırlar.
Dünya nüfusunun hızla arttığı ve açlığın önemli bir sorun olduğu günümüzde dengeli ve kaliteli beslenmenin toplumların kalkınmasında büyük rol oynadığı bilinen bir gerçektir. Gıda ürünleri bakımından kendine yeterli olan ülkemizde (son yıllarda tartışılabilir bir konu haline gelmiştir), yılda % 2.2 nüfus artış oranı ve bu artışın bölgelere göre farklılığı beslenmede so
runlar yaratmaktadır. Dengeli beslenme için gerekli proteinin 1/3 'ünün hayvansal kökenli olması gerekirken, ülkemizde protein ihtiyacının 1/6 'sının hayvansal kökenli proteinle karşılandığı bilinmektedir.
Sözkonusu nedenlerle halkın beslenmesindeki protein açığının kapatılmasında su ürünlerinin ne denli önemli olduğu ortaya çıkmaktadır.
Ancak, Dünya nüfusunun sürekli artışı ve hayvansal protein ihtiyacı, denizlerin kirlenmesiyle canlı deniz kaynaklarının yaşam ortamlarının daralması ve kontrolsüz avcılığın, balık stoklarını yok edecek önemli sebepleri arasında gelmektedir. Yukarıda sözü edilen nedenler sonucu gelişmiş ülkeler, kendi öz kaynaklarını akılcı bir işletme anlayışıyla korumaları yanında su ürünleri yetiştiriciliği ve açık denizlerde yeni kayn
aklar aramaya yönelmişlerdir (BENLİ, 1989).
Ülke Balıkçılığına Genel Bir Bakış
Türkiye, yaklaşık 600 bin ton ile Dünyadaki balıkçılık sıralamasında ilk 50 ülke arasında 1988 yılında 29'uncu sıraya yerleşmiştir (ANON, 1989). Ülkede 1975 yıllarında 100-200 bin ton/yıl balık yakalanırken, 1976 yıllarında balıkçı teknesi ve ekipmanların modernizasyonuna verilen teşvikler ile 10 yıl içinde sürekli artış göstermiştir (ANON, 1990). 1976 yılından 1988 (600 bin ton) yılına kadar yılda balık miktarlarındaki sürekl
i artışın ardından 1989 ve 1990 yıllarında çok hızlı bir azalış göstererek 300 bin ton/yıl seviyelerine ulaşmıştır(Şekil F.1-3). Sözkonusu azalışın en önemli nedenlerinden biri de, Karadeniz'deki stoklarda meydana gelen tahribin büyük rolü bulunmaktadır.
Türkiye'yi çevreleyen denizlerde yaklaşık 500 tür balık bulunmakla birlikte bunların 50-60 türü ekonomik olarak önem taşımakta olup (MATER, 1989), ekte çizimleri sunulmuştur. Türkiye sularında yakalanan toplam balık miktarının % 50 'sini 1988 yılında küçük pelajik balıklardan hamsi (Engraulis encrasicholus), ve sardalya (Sardina pilchardus) oluşturmaktadır. Sözü edilen pelajiklerin haricinde istavrit (Trachurus trachurus ve Trachurus mediterraneaneus), çaça (Sprattus sprattus), tirsi (Alosa alosa,Alosa fallax v.b.), kolyoz (Scomber japonicus), uskumru (Scomber scombrus) ve bazı büyük göçmen pelajiklerden, lüfer (Pomatomus saltatrix), palamut (Sarda sarda), orkinoz Thunnus thynnus) önemli bir yer tutmaktadır (Tablo F.1). Yakalanan dip balıkları arasında bakalyaro (Merluccius merluccius), mezgit (Merlangius merlangus euxinus),barbun (Mullus barbatus) ve tekir (Mullus surmelatus) ilk sıraları almakta, yassı balıklar familyası üyeleri (Sparidae), levrek(Dicentrarchus labrax), hani balıkları (Serranidae), karides türleri (Penaeidae) ve kalamar türleri(Loliginidae ve Ommastrephidae) ikinci önemli deniz ürünleri olarak söylenebilir.
Yılda yakalanan toplam balık miktarının büyük bir kısmını pelajik balıklar oluşturmasına rağmen dip balıkları (demersal balıklar), toplam yakalanan balıklar arasındaki oranın çok üzerinde ekonomik gelir sağlamaktadır.
Balıkçılık işletmeciliği, "ticari balıkçılıktan, yenilenebilir en optimum verimi sağlamada karşılaşılan sorunların çözümü için bilimsel yöntemlerin uygulanması" olarak tanımlanır.Balıkçılık işletmeciliğinin en can alıcı temel noktası hiç kuşkusuz balık stoklarının değerlendirilmesidir. Stok'u oluşturan bireyler; morfolojik, fizyolojik, biyokimyasal ve ekolojik karakterlere göre tanımlanır. Stokta artış ve azalış
arasında bir denge vardır. Artıran etmenler, üreme ile stoka katılım ve bireylerin büyümesidir. Azaltan etmenler ise, doğal ölüm ve avcılıktır.Zaman içinde artan avcılık miktarında herhangi bir kontrol olmadığında aşırı avlanmanın ortaya çıkması kaçınılmaz olmaktadır. Ancak, Stoğun yapısı ve miktarı bilinmeden korunması söz konusu olamamaktadır. Balık stoklarına, yüzey balıkları pelajikbalıklar) ve dip balıkları (demersal balıklar) olmak üzere iki bölümde bakmakta yarar görülmüştür.
Ülkemiz Pelajik balıkçılığında en önemli katkıyı Hamsi (Engraulis encrasicholus) ve Sardalya (Sardina pilchardus) balıkları sağlamaktadır. Hamsi balığı Karadeniz'de, Sardalya ise Ege Denizi’nde yoğun av vermektedir. Ancak, bu katkıda önemli paya sahip olan pelajik balıklardan
hamsi balığının 1989 yılı avındaki ani azalışı, ülkemizin Dünya balıkçılığı sıralamasındaki yerinde bir düşüşe neden olmuştur. 1989 yılından itibaren hamsi balığı üretimi 300 bin tondan 80-90 bin ton civarına gerilemiştir. Karadeniz'de hamsi avında söz konusu azalma görülürken, Ege Denizi’nde de 8-10 bin ton civarında avlanan sardalya balığı miktarında 25 bin ton ile bir artış gerçekleşmiştir. Sözü edilen artışın nedeni, Karadeniz'de hamsi av veriminin düşmesi üzerine, Ege Denizi’ne açılan Karadeniz balıkçılarının Ege'deki av gücünü arttırmasına bağlanabilir. Karadeniz'de avlanan balıkların % 63' ünü hamsi balıkları tek başına oluşturmaktadır.Sarıkanat İstavrit balığı (Trachurus mediterraneus) ise, %19' luk bir oranla ikinci sırada yer almaktadır.Hamsi balığının Karadeniz kıyılarımızdaki bu denli yüksek av vermesinin başlıca nedeni, Kuzey Karadeniz'de aşırı soğuyan deniz suyundan kaçan ve kışlamak üzere Güney'e, daha derin su kesimi olan kıyılarımıza göç eden sürülerin, soğuk ara tabaka ile hidrojen sülfürlü tabakanın arasında sıkışarak yoğunlaşmaları ve büyük sürüler oluşturmaları, söz konusu balıkların avlanmalarını kolaylaştırmaktadır.
Türkiye'nin Ege kıyılarında dağılım gösteren sardalya balığı, 8-9 aylık uzun bir üreme dönemine sahiptir ve ilk cinsel olgunluğa eriştikten sonra, bir üreme süreci yumurta bırakmasına fırsat verilerek avlanması dahi gelecek yıllarda sağlıklı bir biçimde stoğun büyüklüğünün artmasına yeterince güvence vermeyebilir. Günümüzde Ege denizinde sardalya üretimi, Devlet İstatistik
Enstitüsü verilerine göre belirgin bir artış göstermektedir. Bir yaşını dolduran ortalama 12 cm. boyundaki bireylerin stoka katılmı ile oldukça verimli olan sardalya balığı avcılığı stok boyutları, henüz bilinmemekte ve avcılığı her geçen gün artış göstermektedir (Tablo F.I). Söz konusu stokların kontrolü için boyutlarının bir an önce araştırılması, av gücünün artırılma veya azaltılmasının araştırma sonuçlarına göre kararlaştırılması önem taşımaktadır.
K. Piri Reis ile 1991-1993 yılları arasında yapılan balıkçılık kaynakları araştırmaları sonucu, türlerin altısı ve tüm alanlar için, kabaca hesaplanan tüketim oranının 0.26-0.82 (ortalama 0.64) olması, stoğun %60 'ının yakalandığını gösterir ki hesaplanan bu değer, göreceli olarak uzun yaşam döngülü demersal
balıklar için ve çok az değişim gösteren canlı deniz kaynakları için yüksek bir değeri oluşturmaktadır (Tablo F.1).
Demersal balıkların ekonomik türlerinden barbun balığı (Mullus barbatus), kırma mercan (Pagellus erythrinus) hariç sekiz türün altısı sıfır ve iki yaşlarında ava maruz kalmaktadır. Bundan başka, avlanan balıkların yaşları, sıfır ile 6-7 yaş arasında değişmektedir. Kırma mercan, özellikle uzun yaşam döngülü sayılmasına rağmen 4-7 yaşları gibi kısa ömürlü saptanmıştır. Böylece toplam ölüm ora
nı (mortalite katsayısı) 0.84-1.83 (ortalama1.18) olarak hesaplanmış ve sözü edilen değerler,yaşam oranına çevrildiğinde , oranlar 0.16-0.44 (ortalama 0.34) olarak bulunmuştur. Araştırma sonucunda elde edilen bahsi geçen değerler, demersal stokların her yıl içinde %30'undan daha az bir kısmının hayatta kalabildiğini ortaya çıkarmaktadır. Avcılıkta yakalanan genç balıkların oranının yüksekliği dikkate alındığında, demersal balık kaynakları üzerindeki balıkçılık baskısının aşırı olduğu ortaya çıkmaktadır ( JICA & MARA, 1993).
Sonuç olarak Türkiye'yi çevreleyen sulardaki demersal balık stokları her yıl, bir önceki yılın stoğuna ulaşamamakta ve stoklar sürekli olarak azalmaktadır.
Avcılığın yaygınlaşması, dünya balıkçılık kaynaklarında olduğu gibi ülkemiz balıkçılık kaynakları üzerinde de bazı olumlu ve olumsuz etkiler yapmış ve yapmaktadır. Avcılık gücü ve etkinliği, 1976 yılındaki teşviklerden sonra daha öncesi ile kıyaslanamayacak bir düzeye ulaşmış ve doğal olarak balıkçılık üretimi birkaç kez katlanarak
artmıştır (Şekil F.1). Bu durum ilk aşamada çok olumlu bir gelişme olarak yorumlanabilir. Ancak av gücünün, avlanması amaçlanan ekonomik öneme haiz türlerin populasyonları ile avlanması amaçlanmayan ıskarta tabir edilen türlerin doğal populasyonlarının üreme ve gelişme kapasitelerinin çok üzerine çıkması, bu populasyonların büyüklüklerinin azalmasına yol açabileceği de kolaylıkla görülebilir ve karşılaşılabilecek en vahim sonuçtur. Ne yazık ki, bu sonuç tahmin edildiği halde dünyanın bir çok yerinde olduğu gibi ülkemizde de yaşanmış ve yaşanmaktadır. Söz konusu sonucun bilinmesine karşın gerçekleşmesinin nedenlerini çok çeşitlendirmek mümkündür. Ancak, bu nedenleri ayrı ayrı vurgulamak yerine belli temel olgular çerçevesinde bir kategorizasyon yapılması, bu raporun amaç ve kapsamına daha uygun olacaktır. Bu bağlamda, tüm nedenlerin birbiriyle ilişkili olduğunu vurgulayarak, iki temel kategori tanımlamak mümkündür; (i) Politik nedenler, (ii) Altyapıya bağımlı nedenler. Politik nedenler olarak, bir ülkenin balıkçılık sektöründen elde etmeyi hedeflediği gelirler ve yararlar temelinde uyguladığı politikanın yanında, balıkçılık sektörünü oluşturan özel ve tüzel kişi ve kuruluşların kendi ticari politikaları, balıkçılık sektörüne bağımlı diğer sektörlerin özellikle endüstriyel ve turizm sektörlerinin, kendi ticari politikaları ve nihayet bu politikaların birbiri ile uyuşma ve/veya çatışması sonucu ortaya çıkan çeşitli faktörle rin yine bu politikalara yansıması oluşturmaktadır. Altyapıya bağımlı nedenler, aslında organizasyon aksaklıklarından kaynaklanabilecek tüm sorunları teşkil etmektedir. Burada kastedilen organizasyon, balıkçılık sektörü ile direkt veya indirekt ilgili tüm resmi ve özel kurum, kuruluş, meslek odaları veya birlikleri, şirketler, ve şahısları kapsamaktadır. Kısaca sektörün tepeden tırnağa şekillenmiş düzeni kastedilmektedir. Bu konuyla ilgili daha ayrıntılı açıklama ve saptamalara aşağıdaki bölümlerde yeri geldikçe değinilecektir.
Endüstriyel balıkçılığın göstergesi olan trol ve gırgır balıkçılığının temel esas ve yöntemlerini kavrayabilmek için, deniz tabanını ve tabanın üzerindeki belli bir su kütlesini tarayan bir torba ağın taradığı veya bir halat marifetiyle ağ büzülerek su yüzeyinden zemine kadar bu alan ya da hacimi ve içindeki canlıları ne ţekşilde etkilediğini irdelemek gerekir. Deniz tabanında ve hemen üzerinde yaşayan çok çeşitli canlılar olduğunu, bunların bir kısmının hareket etme yeteneğinin olmadığını(sessil organizmalar), hareket etme yeteneği olanların da bu yeteneklerini farklı düz
eylerde kullanabildiklerini ve son olarak ta tüm bu canlıların arasında kesin ve etkili bir ilişkiler ağının olduğunu göz önüne aldığımızda, trol ve gırgır ağının bu canlıları farklı şekillerde etkileyeceğini ama herhangi birinin maruz kaldığı etkinin kesinlikle diğerlerine de yansıyacağını kolaylıkla görebiliriz. Örneğin, çok hızlı yüzebilen balıklar gırgır ile yakalandığı halde ancak, pelajik balıkların trolle yakalanması zor olduğu için bu balıklar trolle tesadüfi veya istisnai hallerde yakalanacaklardır.
Ama bu hızlı balıkların besini olan ve daha yavaş yüzen diğer bir tür trolle etkin bir şekilde yakalanacak ve hızlı yüzen balıkların besin rezervlerinin azalması söz konusu olacaktır. Daha çarpıcı bir örnek olarak, sessil canlılar ele alınabilir. Bu gruba giren süngerler, taş mercanları, deniz yosunları, trol avı olarak düşünülmeseler de dibi tarayan trol ağı ile yakalanmaktadırlar. Bu organizmalar, birçok küçük canlıya; özellikle dipten beslenen ve trol avcılığında hedef türler olan balıkların besinle
rini oluşturan küçük canlılara, barınak ve korunak görevi yapmaktadırlar. Sonuç, yine bu hedef türlerin besin rezervlerinin azalması olacaktır.
Bu gerçekler, endüstriyel balık avcılığının yapıldığı alanlardaki deniz tabanındaki fauna ve floranın, mümkün olan en az düzeyde yıpratılmasına dikkat edilmesi gereğini vurgulamaktadır. Deniz tabanındaki fauna ve floranın derinliğe bağlı olarak değiştiği bilinmektedir. Bu durumda derinlik trol avcılığının kontrolü için önemli bir kriter olarak ortaya çıkmaktadır.
Ancak, bir alanın trole uygun olup olmadığını saptamak için diğer bazı kriterlere de gereksinim vardır. Örneğin, avlanması hedeflenen tür veya türlerin bolluğu, yine bu türlerin üreme özellikleri ve alanları, dip yapısının trol çekimine uygun olması, gibi. Bunlarla birlikte, kullanılan trol ağının tipi ve büyüklüğü gibi özelliklerinde trol alanlarının belirlenmesinde etkili olacağı unutulmamalıdır. Örneğin, misinadan örülmüş ve kurşun yakasında bir tekerlek sistemi olan trol ağları ile belli ölçülerde taţlık ve kayalık dip yapısına sahip alanlarda trol çekilebilmektedir. Bir başka kriter olarakta, her türlü balıkçılık aktivitesinden korunması gereken alanlar düşünülmelidir. Trole çok uygun ve çok verimli bazı alanlarda vardır ki, bu alanların bazı istisnai özelliklerinden ötürü korunmaları gereklidir. Örneğin, belli türlerin üreme ve/veya bu türlere ait genç bireylerinin gelişme alanları, dip yapısının istisnai bir güzelliğe veya arkeolojik zenginliklere sahip olması, alanda soyu tükenmekte olan bir veya daha fazla sayıda türün yayılım göstermesi, en iyi bilinen korunma gerekçeleridir. Son olarak, trol teknelerinin av güçlerinde önemli bir kriter olduğunun altı çizilmelidir. Bir teknenin av gücünü belirleyen çeşitli etkenler vardır.Teknenin büyüklüğü; teknenin motor gücü ve sürati; teknenin vinç donanımının büyüklüğü ve gücü; teknede çalışan personel sayısı; teknenin av depolama ve koruma kapasitesi; teknede bulunan tro l ağının sayısı, büyüklüğü ve ağ göz açıklığı, bilinen başlıca etkenlerdir.
Görüldüğü gibi, ülkemizdeki uygun trol alanları, bu alanlarda uygulanabilecek derinlik, uzaklık, derinliğe eşdeğer uzaklık yasaları, kullanılan ağların göz açıklıkları ve dip trolünün kullanım esas ve usülleri ile diğer ilgili hususların net olarak belirlenebilmesi için
birçok farklı ve ayrıntılı veri, bilgi ve deneyimlerin sentezi gerekmektedir.
Endüstriyel pelajik balık avcılığında ise, gırgır ve orta su trolü kullanılmaktadır. Ülkemizde pelajik balık avcılığında orta su trolü yok denecek azlıkta olmasına karşılık özellikle hamsi ve sardalya avcılığı için gırgır balıkçılığı yaygın olarak yapılmaktadır. Ülkemizde özellikle Karadeniz ve Marmara bölgelerinde bulunan gırgır tekneleri, son derece modern akustik cihazlarla donatılmış ve yükseklikleri 300 metre derinliğe ulaş
an gırgır ağları kullanılmaktadır. Büyük sürüler oluşturan hamsi,sardalya ve istavrit sürüleri, akustik cihazlarla saptanarak motor gücü aşırı derecede arttırılmış teknelerle çevrilerek sürü tüketilinceye kadar avcılık yapılmaktadır. Ayrıca gırgır ağlarının aşırı yüksekliği nedeniyle 300 metre derinliğe kadar olan sularda söz konusu ağlar su yüzeyinden deniz tabanına kadar olan tüm su kütlesindeki canlı ve cansız varlıkları yakalayabilmektedirler. Dip trolü deniz tabanını alan olarak tarayabilirken gırgır ağları ise, yukarda bahsedildiği gibi yüzeyden zemine kadar tüm su sütununu deniz tabanı ile birlikte hacim olarak taramaktadır.
Yukarıdaki paragraflarda ana hatları verilmeye çalışılan çerçeve dahilinde, ülkemizdeki balık avcılığının düzenlenmesi ve kontrolünde dikkat edilmesinde yarar görülen hususlar aşağıdaki bölümlerde açıklanarak anlatılmaktadır.
Avcılığın Kontrolünde Temel Esas ve Yöntemler
Herhangi bir avcılık aktivitesini kontrol edebilmek için bu aktivitenin ögeleri olan iki temel kavramdan hareket edilmelidir.Bu temel kavramlar, tahmin edileceği gibi "Av" ve "Avcı"dır. Balık avcılığı özelinde bu kavramları "Stok" ve "Av gücü" olarak niteleyebiliriz. Amaç kontrol olunca, bahsedilen iki ögeden en az birinin veya her ikisininde izlenip düzenlenmesi gerekecektir. Ancak, günümüz bilgi ve teknolojisi çerçevesinde, "Stok"ları sadece izlemek mümkün olmaktadır. Herhangi bir düzenleme yapmak olanaksızdır. Ancak, "Av gücü"nü tamamen izlemek ve kontrol etmek olanağı mevcu
ttur. Bu durumda, en etkin kontrol için tüm olanakları kullanarak oluşturulacak strateji, ardışık bir biçimde "önce stokları ve av gücünü izlemek, sonra av gücünü düzenlemek" olacaktır.
Bu temel stratejinin Tarım ve Köyişleri Bakanlığı nezdinde çok iyi bilinmesine ve bu yönde birçok çalışmalar yapılmasına karşın, uygulamalarda ve organizasyonda yaşanan bazı aksaklıklar nedeni ile bugüne dek pek başarılı olduğunu söylemek ne yazık ki mümkün görülmemektedir.
Tarım ve Köyişleri Bakanlığının balık stoklarının izlenmesi amacıyla stok tespit çalışmalarını son yıllarda sürekli desteklemesine karşın, biri teknik diğeri idari iki temel eksik nedeniyle yapılan stok tespit çalışmaları sonucunda elde edilen tahmini değerlerin güvenilirliği sınırlı kalmaktadır ki, s
öz konusu aksaklıklar yukarıda yapılan kategorizasyonda belirtilen altyapıya bağlı nedenlerle verilebilecek en somut örneklerdir. Teknik neden, güvenilir stok tahminleri yapabilmek için, stoklar hakkında geriye doğru en az 20-25 yıllık veri toplanmasının gerekmesidir. İdari neden ise, bakanlığın ilgili kuruluşlarının balık halleri ve balıkçı liman ve barınaklarını düzenli olarak kontrol edebilmelerine karşın, bu yerlerden karaya çıkarılan balıklara, daha doğru bir deyişle bu yerlerde elde edilen üretime, ait istatistiki verileri güvenilir bir şekilde toplayamamaları ve/veya çok önemli bazı verileri hiç toplamamalarıdır. Aslında bu konu araştırma kurumları ve bakanlık arasında sürekli tartışılmasına rağmen balıkçılıkla ilgili istatistikler en azından araştırma kurumlarınca pek net bilinmemektedir. Öte yandan araştırma kurumlarınca kesin olarak bilinen gerçek, yukarıda sözü edilen balık hali, balıkçı liman ve barınaklarından, avlanan her ekonomik tür için, en azından her ay olmak şartıyla bu balıkların boy frekans dağılımının ve toplam av miktarlarının ölçülerek kayıt edilmedikleri veya ölçülüyorsa bile bu verilere araştırma kurumlarının ulaşamadıklarıdır. Oysa, bu veriler güvenilir stok tahmini yapabilmek için gerekli olan en kritik verilerdir. Bu konu çözümlenmeden, genel anlamda balıkçılık kaynaklarından rasyonel bir şekilde yararlanmak olanaksızdır ve dolayısıyla koruma ve kontrol politikalarının etkinliği ve güvenilirliğide ne yazıkki sınırlı kalaca ktır. Bu nokta özellikle vurgulandıktan sonra, araştırma kurumlarınca yapılmakta olan sürekli ve düzenli çalışmaların güvenilirliği çerçevesinde, balıkçılık kaynaklarının ve avcılığının koruma ve kontrol politikası hakkında daha somut tartışabilmek mümkündür.
Avcılığın kontrolünde geçerli olan mevsim yasakları, alan yasakları ve av gücü sınırlandırmaları; yani, tekne, motor gücü, ağ büyüklüğü ve/veya ağ göz açıklığı, uygulanan en yaygın yöntemlerdir. Bununla beraber, bu yöntemlerin her birinin tek başına bazı zaafları olduğu bilinmektedir. Mevsim yasakları ele alı
nacak olurs;
Bu yöntemin balıkların üreme dönemlerinde avlanmalarının engellenmesi amacıyla uygulandığı, ancak avlanması hedeflenen bütün türlerin üreme dönemlerini dikkate alındığında ortaya çıkan genel periyodun tüm yılı kapsadığı görülmektedir (BENLİ ve diğerleri,1995). Bu durumda, avcılık hangi dönemde yapılırsa yapılsın bir veya birkaç türün üreme dönemi ile çakışacağı kesindir. Diğer yasaklamaların ise özellikle kontrol güçlüklerinden kaynaklanan zaafları bulunmaktadır. Örneğin içinde bulunduğumuz
yıla kadar geçerli olan 3 millik alan yasağından beklenilen stokları koruma sonuçları alınamamıştır. Teknelerin avcılık av gücünü belirleyen makine ve mekanik donanımları yeterince kontrol edilememektedir. Ayrıca, tekneler nereye kayıtlı olurlarsa olsunlar avlanma dönemi içerisinde istedikleri bölgede avlanabilmekte ve bu durum belli alanlarda belli dönemlerde zaten aşırı olan av gücünün inanılmaz boyutlara ulaşmasına neden olmaktadır. Bütün bunlara ek olarak, her kontrol eyleminin bakanlığa ek bir finansal yük getireceği gerçeğini de bir zaaf veya daha doğru bir deyişle bir dezavantaj olarak göz- önüne almak gerekmektedir.
Bu gerçekler ışığı altında, gerekli uygulamanın, bugüne değin yasakların belirlendiği yıllık sirkülerde yapıldığı gibi yasakların ayrı ayrı belirlenip uygulanması olmadığı, bunun yerine tüm yasakların belli bir kombinasyon ve koordinasyon ilkeleri temelinde düzenleyen ve başarılı bir şekilde uygulayan, başta Japonya ve Norveç olmak üzere, birçok ülke bulunmaktadır. Bu ilkeler temelinde
gerçekleştirilebilecek bir düzenleme Tartışma ve Sonuç" bölümünde açıklanarak önerilmektedir.
Tartışma ve Sonuç
Ülkemizde endüstriyel balık avcılığının kontrolü için bugüne dek iki tür önlem alınmıştır. Bunlar Nisan sonu ve Eylül başı arasındaki balıkların üreme döneminde avlanmaları amacıyla uygulanan mevsim yasağı ile sahil çizgisinden 3 mil uzaklık dahilinde avlanmanın kesin olarak yasaklanmasıdır. Yukarıda da açıklandığı gibi bu uygulamalar, ekonomik öneme haiz hedef türlerin üreme dönemlerinin tüm yıla dağılması, balıkçı teknelerinin 3 mil yasağını ihlal edip etmediklerinin sahil güvenlik yetkililerince kontrol altında tutulmasında yaşanan pratik zorluklar, 3 millik sınırlamanın bazı bölgelerde derinliğin çok hızla artması veya çok yavaş artmasından
ötürü ya bu bölgelerde hiç avcılık yapılmamasına ya da çok sığ olduğu için sakıncalı olduğu halde avcılık yapılmasına neden olması, gibi zaafları nedeniyle planlanan amaca hizmet edememişlerdir. Ortaya çıkan bu sonuç, 2. bölümün son paragrafında vurgulandığı gibi, olanak dahilindeki tüm kontrol vasıta ve tedbirlerinin optimizasyonu ile belirlenecek yeni bir uygulama stratejisinin gerekli olduğunu göstermektedir.
Yukarıda bahsi geçen amaç doğrultusunda, vurgulanan optimizasyonun daha geniş bir platformda tartışılmasında yarar olduğu belirtilerek, tarafımızca öngörülen bir optimizasyon modeli önerilmektedir. Model, konu ile ilgili ve hatta iç içe girmiş olduğu da göz önüne alınarak karşılaşılan temel sorunlar ile birlikte aşağıda maddeler halinde açıklanmakt
adır.
1.Kısa vadeli tedbirler
a) Ülke karasuları ve bunları çevreleyen uluslararası sulardaki yumurtlama (Spawning ground) ve gelişim alanları (Nursery ground) tespit edilmelidir. Buna bağlı olarak, gerekiyorsa, stoka katılım şansını arttırmak amacıyla doğaya, kuluçkahanelerden (hatchery) elde edilen yavru balıkların kontrollü olarak doğaya salıverilmesi (=Releasing) düzenlenmelidir,
b)Ülke karasularının, kıyısı olan iller temelinde (veya benzeri bir temelde) alt bölgelere ayrılarak, her bölgede çalışabilecek balıkçıların ve teknelerinin sayılarının, av alet, ekipman ve tekne büyüklükleri dikkate alınarak verilecek lisansla avlanmanın yapılması ve araştırmalar sonucu tür bazında avlanacak balık miktarlarının belirlenmesi sonucu kota uygulanmasına geçil
mesi, geçerlilik sürelerinin o alt bölgedeki stokların o andaki durumuna bağlı tekrar uzatılması veya gelecek av sezonuna kadar dondurulması,
c)Madde (b)'de önerilen uygulamanın benzeri olarak, açık denizde avlanabilecek balıkçı teknelerinin barınabileceği liman ve iskelelerin konumları esas alınarak uluslararası suların da alt bölgelere ayrılması ve bu sularda avlanacak tekne sayılarının, av alet, ekipman ve tekne büyüklükleri dikkate alınarak verilecek lisansla avcılığın yapılması ve bu lisansların beli
rlenecek belli bir süre için geçerli olması, geçerlilik sürelerinin o alt bölgedeki stokların o andaki durumuna bağlı tekrar uzatılması veya gelecek av sezonuna kadar dondurulması,
d)Madde (b) ve (c)'de tanımlandığı şekilde belli bir alt bölgeden lisans alan teknelerin diğer alt bölgelerde avlanmalarının kesinlikle yasaklanması,
e)Tanımlanan herbir alt bölge içinde, balıkçıların elde ettikleri avı o bölge içinde belirlenmiş balıkçı limanı,iskelesi, v.s., noktalardan karaya çıkarmaları, doğru istatistik bilgilere ulaşmak amacıyla av miktarlarının satış miktarına eşdeğer tutulmaması önkoşuluyla, her av dönüşü deklare etme zorunlulukları getirilmesi,
g)Av yasağı konulan alan ve mevsimler ile avda kullanılan ağ göz açıklıklarının, (bkz., Ek1.) avı oluşturan hedef türlerin bazı biyoekolojik özellikleri, madde (h)'de belirtilen özellik ve amaç ve tanımlanan alt bölgeler bazında tekrar belirlenmesi,
h) 50m'den daha sığ alanlarda ise her tür ve tip sürütme ağı(trol, trata, ığrıp, algarna, dreç, v.s.) ve gırgır ağı (ışıklı veya ışıksız) ile yapılan balıkçılığın yasaklanması yolu ile bu alanlardaki vejetasyonu (özellikle, Posidonia oceanica, Zostera marina gibi deniz çiçekli bitkilerinin oluşturdukları deniz çayırlarını) ve bu alanları barınma ve gelişim alanı ol
arak kullanan genç balıkların stoka katılım şanslarının arttırılması,
ı)FAO bünyesindeki GFCM'nin (=General Fisheries Council for Mediterranean; FAO) Akdeniz genelinde belirlemiş olduğu alt alanlar hakkında, özellikle Ege Denizi ve Karadeniz olmak üzere, sürekli bilgi alışverişi sağlanması ve bu kuruluş nezdinde ülkemizin hak ve menfaatlerini savunacak, uzmanlardan kurulu, daimi bir heyet oluşturulması,
2. Orta vadeli tedbirler
i)Yunanistan ile Ege denizi'nin, Karadeniz ülkeleri ile Karadeniz'in canlı kaynak stokları üzerine ortak araştırma projeleri gerçekleştirme ve karşılıklı veri alışverişinde bulunabilme yollarının aranması,
j)Uluslararası sularda, mümkün ise, ortak ekonomik zonların belirlenmesi önerisi ile bu ülkelerle görüşmelerin başlatılması,
Yukarıda sıralanan önerileri kısmen de olsa açmanın, özellikle tedbir ve uygulamaların gerekçe ve yararları hakkında akla gelecek bazı olası soruları aydınlatabilmek açısından uygun olacağı düşünülmektedir.
3. Uzun Vadeli Tedbirler
k)Ülkemiz kıyı uzunluğunun 8333 km. olmasına rağmen karasuları içinde barınmakta olan tüketilebilir canlı kaynak stokların yeterli olmayışı, ülkenin deniz hak ve menfaatlerinin arttırılması amacıyla deniz aşırı yeni kaynakların bulunup işletilmesini zorunlu hale getirmektedir
. DPT'nin V. ve VI. beş yıllık kalkınma planlarında da bu konu yeralmış, ayrıca sözü edilen konuda DPT tarafından masa başı çalışmaları yaptırılmış olmasına (Bingel,ve ark. 1988) rağmen bu güne kadar konunun uygulamasına geçilememiştir.
Ülkenin su ürünleri açığının kapatılması amacıyla gerektiği kadar kullanılmayan kaynaklara sahip denizaşırı alanlarda yapılabilecek açık deniz balıkçılığına geçişin sağlanması için bir organizasyona gidilmesi zorunlu görülmektedir.
Öncelikle yumurtlama ve gelişim alanlarının tespiti konusu ele alındığında, ülke sularında günümüze kadar yapılan stok çalışmalarında, stokların var olan potansiyel biyokütleleri tahmin edilmektedir. Halbuki, yumurtlama alanlarının ve gelişim alanlarının tespiti çalışması sonucunda ise, sözkon
usu stokların yumurtlama verimi ve genç bireylerin stoka katılım şansları konusunda bilgiler edinilecek ve bu bilgiler ışığı altında stokların mevcut düzeyinin "ne derece" ve "nasıl" mümkün olan bir maksimuma ulaştırılabileceği konusunda daha somut tedbirlerin alınması, doğaya yavru balık salıverme ( Tarım ve Köyişleri Bakanlığına bağlı Bodrum,Güvercinlik ve Antalya, Beymelek hatchery tesisleri bu amaç için yeterlidir) dahil olmak üzere, sağlanabilecektir.
Türkiye'yi çevreleyen denizlerin iller temelinde (veya benzeri bir temelde) alt bölgelere ayrılıp tekne sayısının sınırlandırılarak lisans uygulamasının getirilmesi, önerilen kontrol sisteminin en temel ve kritik ögesidir. Pratikte böyle bir düzenlemenin bakanlıkça sağlanabileceği açıktır. Ancak bu düzenlemenin bakanlığa azımsanamayacak bir mali yükte getireceği kesindir. Raporda önerilen düzenlemede, bakanlığa düşecek söz konusu mali yükün minimize edilmesi ve kontrol faaliyetlerinin etkinliğininde maksimize edilmesi amaçlanmaktadır. Buna göre, balıkçıların ülke çapında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile organik bağı olan merkezi, demokratik ve özerk bir örgütlenmeye zorlanması ve bu örgütün (bir meslek odası, birliği, v.s.) her alt bölgede bir şube ile temsil edilmesi, düzenlemenin ilk ve en temel aşaması olacaktır. Bakanlıkça belirlenen av alan, alet ve ekipman, mevsim yasaklarının kontrol yetkisinin balıkçıların kuracağı bu örgüte devri ile de bir "Otokontrol" sistemi kurulması mümkün olacaktır. Bu kontrol, her alt bölgede Bakanlığın ilgili birimlerinden en az üç uzman gözlemcinin katılımı ve balıkçılarımızın kuracağı örgütün belirleyeceği uzman kişilerden oluşan bir av kontrol ekibince gerçekleştirilecektir. Aynı av kontrol ekibi Bölüm 2'de belirtilen günlük istatistiki verilerin toplanmasından da sorumlu olacaktır. Her alt bölgede oluşturulan bahsi geçen ekipler, hergün düzenli olarak avcılık faaliyetlerini balıkçıların oluşturduğu örgütün koordinasyonu ile belirlenen bir veya birkaç balıkçı teknesi ile denize açılarak izleyecek ve av dönüşü ile ilgili bir rapor hazırlayacaklardır. Bu rapor güne ait izlenimleri ve kayıt edilen istatistiki verileri içerecektir. Bu raporun bir kopyası balıkçılarca kurulacak olan örgütün ilgili mercilerine sunulur ken, diğer kopya Bakanlığın uzman gözlemcileri tarafından alınarak kendi ita amirlerine sunulacaktır. Her alt bölgeden elde edilen günlük raporlardaki bilgi ve istatistiki veriler ita amirliğince arşivlenerek saklanacaktır. Bu bilgi ve verilerin, ya Devlet İstatistik Enstitüsü'ne aktarılarak, ya bakanlığın kendi bünyesinde değerlendirilerek, ya Balıkçılık örgütü bünyesinde değerlendirilerek ya da Bakanlık ve Balıkçılık örgütünün ortak girişimleriyle değerlendirilerek, periyodik bültenler halinde yayınlanmasının çok önemli olduğu unutulmamalıdır. Bu sayede, araştırma kurumlarının stoklara ait önemli istatistiki verilere kolayca ulaşabilmesi sağlanabileceği gibi, bizzat balıkçılıkla iştigal eden özel ve tüzel kişilerinde stoklar hakkında direkt bilgi sahibi olmaları, mesleki bilgi ve deneyimlerinin zenginleşmesi sağlanacaktır. Bu nihai amaca ulaşılması "Otokontrol" sisteminin güçlenerek en etkin düzeye ulaşmasının temel anahtarı olacaktır.
Bir alt bölgeden lisans alarak kayıtlanan bir teknenin, diğer alt bölgelerde avlanmasının kesinlikle yasaklanması çok önemli bir sınırlandırmadır. Sözü edilen sınırlandırmanın amacı, belli dönemlerde belli alanlarda av gücünün aşırı bir şekilde yoğunlaşmasını önlemek ve her alt bölgenin balıkçılarının birbirleri ile gereksiz ve zararlı bir rekabete
girmelerine engel olmaktır. Balıkçıların oluşturacağı merkezi örgütün,gerekli görülen sınırlandırmayı pratikte uygulayabileceği ve bir otokontrol mekanizmasının kurulabileceği daha gerçekçi görülmektedir.
Balıkçılara getirilen avlarını deklarasyon zorunluluğu özellikle açıklanması gereken bir konudur. Deklere ettikleri miktarın satış miktarına eşdeğer kabul edilmemesi, öncelikle balıkçıların bu uygulamaya vergilendirme kaygısı ile karşı bir tavır almamalarını sağlamak amacıyla önerilmiştir. Öte yandan, b
alıkçıların bir ticaret erbabı olarak ürünlerinin istedikleri kadarını satmaya hakları olduğu da kabul edilmelidir. Eğer olanakları varsa, fiyatı korumak amacıyla ürünü saklayabilme veya imha edebilme, yada fiyatı arttırmak amacıyla işleyebilme hakları olmalıdır. Dolayısıyla, bu uygulamanın, balıkçılar için bir vergilendirme problemi olarak değerlendirilmesi yanlış olacaktır. Bu nedenle vergilendirme satış işlemi sırasında yapılması gereken kontrolde tespit edilen fiat ve miktar esas alınarak yapılmalıdır. Bu arada, ürünü imha edebilme hakkının pek tasvib edilmeyecek bir eylem olduğu düşünülebilir. Ancak, balıkçıların merkezi bir örgüte sahip olması ile sektöre ait piyasa mekanizmalarının da etkilenerek düzenlenmesine yol açacağı için, bu hakkın kullanılmasının pek ender olarak bazı ekstrem piyasa koşullarında uygulanması kuvvetli bir olasılıktır. Sonuç olarak, bahsedilen uygulamanın sağlayacağı en büyük ve en önemli yarar, kangrenleşmiş olan düzenli istatistiki veri toplama konusuna getireceği kolaylıklardır. Önerilen uygulama sayesinde,belirlenen bölgelerdeki balıkların aylık ve yıllık toplam av miktarı ile türlerin boy ve yaş gruplarına göre dağılımı elde edilebilecektir. Söz konusu istatistiki veriler, stok tahmin çalışmaları için en kritik verileri oluşturmaktadır.
Av alan ve mevsim yasakları, ağ göz açıklıkları, önerilen bölgesel düzenleme temelinde tekrar belirlemelidir. Ancak, her bölgede avlanması hedeflenen çok çeşitli veya benzer türler olması ve av yöntem ve araçlarının farklı olması her bölgenin tek tek ele alınmasını gerektirmektedir. Örneğin, 50m'den daha sığ derinliklerde algarna ve dreç dahil her türlü sürütme ağının kullanımının yasaklanması önerisi irdelendiğinde, algarna ve dreç ile toplanan midye ve kum midyesi gibi sığ sularda yayılan ca
nlıların avlanmasının tamamen ortadan kalkması sonucu ortaya çıkmaktadır. Böylesi bir istenmeyen durumu önlemenin yegane yolun söz konusu canlıların yoğun olarak yayıldığı tüm alanların belirlenmesi ve bu canlıların avlanması sırasında deniz tabanına verebilecekleri zararı en aza indirecek şekilde avlanma alanı, mevsimi ve ağ gözü açıklıkları gibi yasakların kararlaştırılması gereklidir. Balıklar için verilebilecek diğer bir örnek ise, trol balıkçılığında en önemli türlerden biri olan barbun balığının üreme periyodudur. Barbun balığı, genelde tüm ülke sularında yayılmaktadır ve üreme periyodunun genelde Mayıs ve Haziran ayları olduğu bilinir. Ancak, D.E.Ü., Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü'nce yapılan çalışmalarda bu periyodun kuzey denizlerimizde daha geç'e (Haziran, Temmuz), güney denizlerimizde ise daha erkene (Nisan, Mayıs) kaydığı gözlenmiştir. Bu durumda bu balığın kuzey denizlerimizde avlanması hala mümkünken avlanmadığı, güney denizlerimizde ise avlanmaması gerekirken avlandığı gibi ilginç bir sonuç elde edilmiş olmaktadır. Bu tip örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bu nedenle, bu konunun ancak çok ayrıntılı olarak ele alınarak, öncelikle çeşitli kuruluşların günümüze dek topladığı verileri düzenlemeleri ve ülkemizde henüz hiç yapılmamış olan canlı kaynakların üreme ve gelişme alanların ın tespiti üzerine çalışmaların özellikle geniş çaplı projelerin biran önce hayata geçirilmeleri gerekmektedir. Bahsedilen her iki çalışmada zaman gerektiren yoğun uğraşlardır. Ancak, alan ve mevsim yasaklarının ve bunlara bağlı olarak ağ göz açıklıklarının belirlenmesinin, sözü edilen çalışmaları tamamlanmadan önce gerçekleştirilmesi ne yazıkki mümkün görülmemektedir.
50 m'den sığ alanlarda her tür ve tip sürütme ağı (trol, trata, ığrıp, algarna, dreç, v.s.) ve gırgır ağı (ışıklı veya ışıksız) ile yapılan avlanma yasaklarının temel amacı stoka katılımın güçlendirilmesidir. Akdeniz genelinde, deniz çayırlarının korunması hakkındaki konvansiyonlara katılarak imza koymuş olan ülkemizin de sözkonusu derinliklerde oluşa
n bu çayırları koruma yükümlülüğü taşıması da diğer bir konuyu oluşturmaktadır.
FAO bünyesindeki GFCM'nin Akdeniz genelinde belirlemiş olduğu alt alanlar hakkında, özellikle Ege Denizi ve Karadeniz olmak üzere, sürekli bilgi alışverişi sağlanması ve bu kuruluş nezdinde ülkemizin hak ve menfaatlerini savunacak uzmanlardan kurulu, daimi bir heyet oluşturulması, Yunanistan ile Ege Denizi'nin, Karadeniz ülkeleri ile Karadeniz'in canlı kaynak stokları üzerine ortak araştırma projeleri gerçekleştirme ve karşılı
klı veri alışverişinde bulunabilme yollarının aranması ve uluslararası sularda, mümkün ise, ortak ekonomik zonların belirlenmesi önerisi ile bu ülkelerle görüşmelerin başlatılması olarak önerilen son üç madde ile madde (c) kontrol ve koruma faaliyetlerinin mutlaka uluslararası sularıda kapsamasının gerekliliği ve öneminden kaynaklanmaktadır. Bu sularda bulunan canlı kaynakların dikkate değer bir potansiyali olduğu ve kaynaklardan yararlanma haklarımız ve ulusal menfaatlerimiz olduğu yukarıdaki bölümlerde vurgulanmıştı. Bu konu hakkında somut örnekler vermek gerekirse, Ege Denizi'nin balıkçılık kaynaklarının %71'i Yunanistan tarafından kullanıldığı, Akdeniz genelinde en fazla üretim yapan ülkeler arasında, ülkemizin İtalya'nın ardından ikinci sırayı işgal etmesine rağmen Karadeniz'in verimli deniz ünvanını artık kaybetmeye başlamasıyla bu konumun sürdürülmesinin zorlaştığı ve Akdeniz'deki uluslararası av alanlarını diğer ülkelerin çok daha etkin kullandıkları görülmektedir. Özellikle, ulusumuza en yakın örnek olması açısından komşumuz Yunanistan'ın oldukça başarılı olması ve nüfusu ile kıyaslandığında Akdeniz'den sağladığı üretimin bizden çok daha fazla rantabıl olması ülkemiz için bir uyarı olarak değerlendirilmelidir. Yunanistan'ın bu konudaki başarısının en önemli nedenlerinden biri Akdeniz bünyesindeki tüm uluslararası plat formları yakından takip ederek bu platformlarda balıkçılıkla ilgili konularda aktif roller almasıdır. TSIMENIDES'in (1994) çalışmasından, komşumuzun GFCM kararlarını yakından takip ettiği ve bu organizasyon nezdinde insiyatif arayışında olduğu ve kısmen de başardığı anlaşılmaktadır. Karadeniz'de de siyasi coğrafyanın değişmesi bahsi geçen denizden yararlanacak olan ülkelerin sayılarının artmasına neden olmuştur. Hernekadar, günümüzde bu alanla belli bir belirsizlik süregelmekteyse de bu durumun yakın gelecekte belli bir sonuca ulaşması kaçınılmazdır. Bu nedenle, ülkenin Karadenizin uluslararası sularından balıkçılık amacıyla yararlanabilmek için zaman kaybetmeden belli bir politikanın oluşturulması gereklidir. Öte yandan, gerek Ege Denizi'nde gerekse Karadeniz'de bulunan canlı kaynak stoklarından ortak olarak kullanılması doğal bir zorunluluktur. Komşu ülkelerin balıkçılık aktivitesinin sözü edilen denizlerdeki balık stokları üzerindeki etkisini göz ardı ederek stoklar hakkında sağlıklı bir yorum yapmak olanaksızdır. Örneğin Ege Denizi'nde komşumuz ülkenin de kıyı yapısı ülkemiz kıyıları gibi artisanal balıkçılığa uygundur ve komşu ülkenin avcılık gücü ve dolayısıyla üretimi ülkemizden daha fazladır. Yunanistan'ın toplam 20.860 küçük balıkçı teknesi, 810 açık denizde çalışabilir trol ve gırgır teknesi 81 adet tekneden oluşan deniz aşırı balıkçılık filosu bulunmaktadır. Bunlar sırasıyla Yaklaşık 95.000 GRT ve 480.000 kw, 135.956 GRT ve 658.448 kw, 26.439 GRT ve 52.451 kw kapasiteye sahiptir (KOTSOLIOS, 1994). Hernekadar, Ege Denizi'nin tümünü kapsayan stokların ayrımı ve dağılımı üzerine yapılmış kapsamlı bir biyoekolojik çalışma mevcut değilse de, stokları oluşturan türler ve Ege Denizi'nin yapısı düşünüldüğünde bütün türler için olmasada, büyük bir çoğunluğun oluşturduğu stokların aynı olduğu ve d olayısıyla hem komşu ülkenin hemde ülkemizin avcılık baskısına maruz kalmaları çok kuvvetli bir olasılıktır. Aslında, Ege Denizi'ndeki paylaşılan stoklar problemi FAO bünyesindeki Akdeniz Balıkçılık Konseyi (GFCM; General Fisheries Council for the Mediterrenean) tarafından vurgulanmış ve konunun Konsey tarafından tanımlanmış olan Akdeniz Balıkçılık alt bölgeleri seviyesinde takıldığı belirtilmiştir (FAO, 1992). Paylaşım sorunu genelde iri ve ufak tüm pelajik ve demersal türleri kapsadığı belirtilmekle beraber, Ege Denizi için sardalya (Sardina pilchardus) ve bakalyaro (Merluccius merluccius) türlerinin özellikle altı çizilmiştir (FAO, 1992). Sonuç olarak, bu şartlar altında, ülkemizin kıyısı olan denizlerin uluslararası sularından da balıkçılık alanında daha rasyonel ve alanında etkin olarak yararlanma yollarını ivedilikle aramasının gerçeği görülmeli ve bu yönde çaba gösterilmelidir.
Yararlanılan Kayna
klar
BENLİ,H.A.1986. Türkiye'nin Balıkçılık Potansiyeli ve Sorunları.Dokuz Eylül Üniversitesi Çarşamba Konferansları,No.0900,BY:86-018,pp.170-179,İzmir.
BENLİ,H.A.,CİHANGİR,B.,BİZSEL,K.C.,1995. Ege Denizi Canlı Kaynaklarının Belirlenmesi ve Stoklarının Tesbiti Çalışmalarının Beş Yıllık Değerlendirilmesi,İzmir.
BİNGEL,F.,BENLİ,H.A.,KARA,F.,1988. Türkiye Açık Deniz Balıkçılığına Geçiş Çalışmaları.I-IV cilt.DPT Hizmete Özel,İzmir-Erdemli.
BUIJS,P.,1991.Evaluation of The İnternational Water Quality Programm
e.International Centre Water Studies,Amsterdam,52p.
CADDY,J.F.,1992. Rehabilitation of Naturel Resources.Background document presented at:Environmental Management and Protection of The Black Sea.Technical Experts Meeting,Constanta,.Romania,20-21 May,1992,22p.
FAO 1993. Trends in Catches and Landings: Mediterranean and Blacksea Fisheries Fisheries, 1972-1991.FAO, Fisheries Circular No. 855.4.
GERLACH,S.A.,1985. Marine Pollution.Diagnosis and Therapy. Leningrad:Gidrometeoizdat Publ.,264p.
GERELOV,V.C.,ESIPOVA,M.A.,1992. Some Results of the Grey Mullet Mugil so-juy acclimatization.Rybnoe choziaystvo,2,pp.24-25.
IVANOV,A.I,1967. Phytoplancton.In:Biology of the Northwestern part of the Black Sea.Kiev:Naukova Dumka Publ.pp.59-75.
KARA,F.,KAYA,M.,BENLİ,H.A. & MATER,S,1994. The Productivity and Hydrographıc Properties of The Trawl Areas of The Mıddle and Eastern Black Sea.The Black Sea Foundation for Education,Culture and Protection of Nature İstanbul,pp.205-222.
KOTSOLIOS, M. 1994. The State of Greak Fisheries. Proceedings in World Fisheries Congress(1992). "The State of World Fisheries Resources", C.W.Voigtlander(Ed.), p.55-62
JICA and MARA 1993. Report of Demersal Fisheries Resources Survey in the Republic of Turkey, Japanese Inter. Coop.Agen and Minst. of Agricul. and Rural Affairs, AFF-JR 93-37.
MEE,L.D.,1991. The Black Sea in Crisis.A Call for Concerned International Action.International Workshop on The Black Sea:Focus on The Western Black Sea Shelf.Varna,Bulgaria,30 September-4 October,1991.
NESTEROVA,D.A.,1987. Peculiarities of Phytoplankton Successions in the Northwestern part of Black Sea.Hydrobiological Journal,23, pp.16-21.
NOVIKOV,N.P.,SEROBABA,I.I.,1989. Modern State and Possibilities of the Employment of Biological Resources of the Black Sea in Anthropogenical Impact Conditions.Geographical Society of the USSR,pp.80-89.
POLISCHUK,L.N.,NASTENKO,E.V.,TROPHANCHUK,G.M.,1991. Modern State of the Meso-and Macrozooplankton of the Northwestern part and Adjacent Waters of the Black Sea.In:Impacts of Eutrophication on the Black Sea Fauna(Zaitsev,1993),Studies and Revievs, FAO, Rome, 64,pp.59-86.
SALSKY,V.A.,1977. On Mass Mortality of Blue Mussels in the Northwestern part of the Black Sea.Biologya Morya,43,pp.33-38.
VINEGRADOV,M.E.,1967. Ichthyofauna of the Zernov's Phyllophora Field.Naukova Dumka Publ.,pp.232-234.
TSIMENIDES,N.CH.,1994.The State of Mediterranean Fisheries.Proceedings in World Fisheries Congress(1992)Plenary Session."The State of the World's Fisheries Resources", C.W. Voigtlander(Ed),pp.55-62.
ZAITSEV,Yu.P.1977.The Northwestern part of the Black Sea as an Object of Modern Hydrobiological Studies.Biologya Morya,43,pp.3-7.
ZAISEV,Yu.P.,1992. Recent Changes in the Trophic Structure of the Black Sea.Fisheries Oceanography,1,2,pp.180-189.
ZAITSEV,Yu.P.,1993. Impact of Eutrophication on The Black Sea Fauna.Studies And Revievs,FAO,Rome,64,pp.59-86.
ZENKEVITCH,L.A.,1963. Biology Of the Seas of the USSR.Moscow: Acad.Nauk USSR Publ.,739p.
II KISIM: YETİŞTİRİCİLİK
Doç. Dr. Hüseyin Avni BENLİ
Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü,
İnciraltı,İZMİR
Giriţ
Deniz ürünlerinin yetiştiriciliği oldukça uzun bir geçmişe sahiptir. Elde edilen verilere göre bu yöndeki ilk çalışmalar M.Ö. 2000 yıllarına kadar dayanmaktadır. M.Ö.IV.yüzyılda Aristotle’ın belirttiğine göre şimdiki Yunanistan sahillerinde o yıllarda istiridye yetiştiriciliği yapılmaktaydı. Aynı dönemlerde japonlar, kıyılarının gel-git alanları üzerinde istiridye yetiştirmişlerdir. Pliny
M.Ö.100 yıllarında romalıların deniz ürünleri yetiştiriciliğine ilişkin çalışmalar yaptığını bildirmektedir. Balık yetiştiriciliği üzerine ilk bilimsel çalışma M.Ö.475 yılında Çin’de Fan Li tarafından yapılmıştır.
İçinde bulunduğumuz yüzyılda artan dünya nüfusu iki temel problemi de birlikte getirmiştir. Bunlardan ilki deniz alıcı ortamı içersindeki evsel endüstriyel atıklarda büyük bir artış olmuştur. Günümüzde bu durum açıkça görülmekte ve deniz kirliliği bazı bölgelerde kıyısal
balıkçılığın ve geniş alanlardaki diğer su ürünlerinin yokolması ile tanımlanmaktadır. İkinci problem ise, nufus artışına parelel oranlarda artış gösteremeyen besin miktarlarından kaynaklanan açıklardır. Bu proteğin açığını gidermek üzere deniz ürünlerinden daha fazla nasıl yararlanılabileceği konusu çok tartışılmaktadır. İstatistiki kayıtlara göre modernleşen balıkçılık teknolojisi ve sayısı artan balıkçılık filolarına rağmen denizlerden ihtihsal edilen su ürünlerinde her geçen yıl azalmalar gözlenmektedir. Bu nedenle su ürünleri yetiştiriciliğinin yapılması birçok ülke için bir zorunluluk haline gelmiştir. Kıyısal sularda çeşitli deniz ürünlerinin yetiştiriciliği için pratik metotların uygulanması ve bu konudaki bilimin ilerlemesi ile söz konusu problemlere çözüm bulunabileceğine inanılmaktadır.
20. yüzyılda deniz ürünlerinin yetiştiriciliğine olan ilginin artmasına parelel olarak, günümüzde bilinen deniz balıklarının %2’den daha azının kontrollu koşullarda yetiştiriciliği yapılabilmektedir. Diğer geriye kalan %98 balık türlerinin yetiştiriciliğinin yapılması ise olanaksız anlamında algılanmamalıdır. Bunların yetiştiriciliği, ekipman ve finansal destek eksikliği, yetersiz teknik nedeniyle çoğu kez olumsuz sonuçlanmıştır. Bu nedenle deniz balıklarının yetiştiriciliğinde ekolo
jik,ekonomik ve mühendislik evrelerinde temel uygulanmış araştırmalar gözönüne alınmalıdır.
Deniz ürünleri yetiştiriciliğinde bir çok fen bilimleri olayın kapsamı içinde yeralmaktadır. Zira, bir canlının yetiştiriciliğinin yapılmasında temel prensip, o canlının doğal ortamdaki optimum şartlardaki gereksinimlerinin kontrollu olarak yerine getirilmesidir. Bu nedenle de fiziksel, kimyasal ve biyolojik bir çok olay konuyu ilgilendirmektedir. Örneğin, yetiştirme sahasında kurulacak havuzların seçimi, hem canlı
nın ekolojik özelliklerini hem de mühendislik bilgisini gerektirmektedir. Yetiştiricilikte kullanılacak suyun fiziko-kimyasal özellikleri ve kontrolu büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, yetiştirilecek türün beslenmesi, doğabilecek hastalıklar üzerinde hassas olarak çalışılması gereken bir konudur.
Deniz organizmaları arasında yetiştiriciliği yapılan canlıları beş ana grupta toplamak mümkündür. Bunlar;
Süngerler
Yosunlar(Algler)
Midyeler (Yumuşakçalar)
Karidesler (Kabuklular)
Balıklar
Ayrıca, bilinen grupların dışında küçük çapta da olsa diğer bazı deniz canlılarının yetiştiriciliği yapılmaktadır. Örneğin, deniz kaplumbağaları ve ahtapotlar gibi.
Uygulanan Teknikler
Deniz ürünleri yetiştiriciliğinde uygulanan teknik üç grupta incelenebilir.
Ekstensif yetiştiricilik
Yarı intensif yetiştiricilik
İntensif yetiştiricilik
a)Ekstansif yetiştiricilikte açık denizden, kıyı lagünlerinden ve denizle bağlantısı olan acı su birikintilerinden yararlanılır. Açık denizde yapılan yetiştiricilik genellikle deniz yosunlarını ve yumuşakçaları kapsar. Kıyılardaki lagünlerde ise, genellikle balık yetiştiriciliği yapılır (Kefal balığı,Yılan balığı,Çipura ve Levrek balığı v.b.). Genellikle genç balıklar beslenmek amacıyla lagünlere girerler. İlkbahar,Yaz ve Sonbahar’ın ilk aylarına kadar buralarda beslenen ve büyüyen balıklar, Kış aylarına doğru uygun sıcaklıktaki derin sulara doğru göç etmek özelliklerinden yaralanılarak denizle bağlantısı bulunan yerlere kurulan tuzaklar aracılığıyla yakalanırlar. Ekstensif yetiştir
icilik yönteminde yapay beslenme ve çevresel faktörlerin kontroluna ihtiyaç duyulmaz. Dalyancılık bunun en tipik örneğidir. Ekstensif lagün yetiştiriciliğinde, ortalama 80-100 hektarlık alanlarda ve yılda hektar başına 100-500 Kg. Arasında ürün elde edilir. Doğal lagünlere sahip ülkelerde yapılan bu tür yetiştiricilikte, deniz ürünlerinin beslenmesi, doğal beslenme rejimine bağlı kalınması sebebiyle diğer yöntemlere oranla birim alandan elde edilen verim çok düşük olmaktadır. Ancak bu teknik özellikle İtalya’da daha geliştirilerek Vallikültür adıyla yaygın olarak kullanılmaktadır.
b)Yarı İntensif yetiştiriciliğin diğer bir adı da havuz yetiştiriciliğidir. Genelde bu yöntemden, balık ve karides yetiştiriciliğinde yararlanılır. Söz konusu yöntemin özelliği,birim hacim’e konan canlıların dışarıdan kontrollu bir biçimde beslenerek büyütülmesidir. Yarı intensif yetiştiricilikte toprak veya beton havuzların kullanılması yanında son yıllarda portatif polyester veya polymerden yapılan havuzlar ve denizde kurulan ağ
kafeslerden de yararlanılmaktadır. Canlıların beslenmesinde ise, yetiştirilen türe göre özel olarak hazırlanmış yapay pelet yemler kullanılmaktadır. Genellikle Kefal,Çipura,Levrek, Yılan Balıklarının yetiştiriciliğinde kullanılan bu yöntemde genellikle genç fertler doğal ortamdan sağlanır. Yarı intensif yetiştiricilikte hektardan ortalama 1-4 ton ürün elde edilmektedir. Yavru temininde birtakım zorluklar olmasına karşın birim alandan elde edilen verimin daha yüksek oluşu nedeniyle bu teknik hızla yaygınlaşmaktadır.
c)İntensif yetiştiriciliğinin en önemli özelliği, yumurta eldesinden başlanılarak canlının tüm hayat evrelerinin kontrollu koşullarda geçirilmesidir. Özellikle deniz balıkları yetiştiriciliğinde hangi tür balık olursa olsun yumurtadan itibaren bir çok deneyler sonucu saptanan ve pratikte uygulanan bir beslenme zinciri oluşturulmaktadır. Bahsedilen yetiştiricilik yönteminde deneysel araştırmalar ağırlık taşımakla birlikte günümüzde bir çok ülkede ticari boyutlara erişmiştir.
Deniz Yetiţtiri Tesisleri Yapım Teknikleri
Deniz balıkları yetiştiriciliğinde kıyı şeridinin topoğrafyasına, iklimine (hava sıcaklığı,rüzgar yön ve şiddeti,dalga yüksekliği v.b),doğal besin denizin kaynaklarına, su değişimine (akıntılarına) ve yetiştirilecek türlerin biyolojik özelliklerine bağlı olarak değişik teknikler uygulanır.Deniz yosunları (algler) ve Midyeler (yumuşakçalar), deniz’in gel-git ve deniz tabanı bölgelerinde bir çok yöntemle yetiştirilebilir. Ancak, karides (kabuklular) ve balık türleri yetiştiriciliği için durum daha farklı olmaktadır. Balık yetiştiriciliği için farklı bölgelere göre arzu edilen çevresel kontrollara bağlı olarak seçilebilecek ve başarı ile uygulanabilen çok değişik teknikler vardır.
Ayrıca, kıyı şeridi üzerinde (kıyı, gel-git ve sublittoral bölgelerde) kurulması düşünülen tesislerde deniz suyunun sağlanması, deniz suyunun kalitesi (pollusyon yada toksik maddelerin yokluğu) ve yerin meteorolojik şartlara uygunluğu (rüzgarlar, dalga hareketleri, sel baskınları v.b.) göz önüne alınara
k çevre üzerinde tesisin yapımı ile ilgili gerekli modifikasyonlar yapılabilir. Örneğin, gel-git zonundaki gölcüklerde su değişimi, gölcükler arası kanallar yardımıyla yada pompalarla sağlanabilir. Ağ ile sınırlandırılmış bir alanda, ağın göz açıklığnın su akıntıları üzerindeki sınırlayıcı etkisi, stok yoğunluğuna göre tayin edilmelmektedir.
Kıyısal yapılar ve ağ üzerinde denizel foulingin gelişmesinin etkileri, stok yoğunluğu ve miktarının tahmin edilmesinde yapılan hesaplamalarda göz önüne alınmalıdır ve çeşitli fiziksel kimyasal teknikler araştırılmalıdır. Örneğin; normal olarak deniz yataklarında üretilen sedenter organizmaların predatörleri ile mücadele yöntemlerinden biri; zeminin biraz üzerinde (offbottom) yapılan kültür metodudur. Böylece yengeç, d
eniz yıldızı ve bazı Gastropodların saldırılarından korunulmuş olunur.
Yetiştirici, predatörler üzerinde belli bir dereceye kadar etkindir. Fakat hastalık ve parazit gibi problemlerle de karşı karşıya gelinebilir. Bununla beraber beslenme yetersizliği ve ortamın fiziksel, kimyasal faktörlerinden kaynaklanan hastalıklar, dikkatli denetimle ve yetiştircilikde kontrol altına alınabilir ve engellenebilir. Bu konuda önemli düşüncelerden biri; hastalığın kolayca yerli stoğu yok etmesini engellemek için, bu araz
ilere dışarıdan hiç bir transfer ve girişiminin olmaması gerekir. Hastalık ve parazitlerle ilgili olarak SIDERMAN l966; 1970 a,b, ve IVERSEN 1968 detaylı çalışmalar yapmışlardır.
Pek çok geliştirilmiş ve özel alanlara uygulanmış tesis teknikleri aynı türün çevre koşulları farklı iki bölgede yetiştirilmesinde bireylerde gelişme sağlanabilir ancak, bir tesis metodunun değişikliğe uğramadan ülkeye transfer edilmesi az görülür.
Makro algler(yosunlar) ve yumuşakçalar (midyeler) dışındaki deniz ürünleri yetiştiriciliğinde, anaçların korunmasından ticari boya erişinceye kadar farklı özellikte havuzlara gereksinim vardır. Bunlar;
1) Anaç stoklama havuzları,
2) Yumurtlama ve Kuluçka havuzları
3) Plankton havuzları
4) Yavru besleme havuzları veya ağ kafesleri
5) Büyütme havuzları veya ağ kafesleri
6) Stoklama havuzları veya ağ kafesleri
7) Karantina havuzlarından oluşur.
1- Anaç Stoklama Havuzları
:
Bu tür havuzlar, yetiţtirilecek türün özelliklerine göre beton, fiberglas v.b. den imal edilmiţ dairesel veya köşeli tipteki havuzlardır.Anaç stoklama havuzlarının tipleri ve boyutları, yetiştirilecek türlerin özelliklerine göre seçilir. Anaçların uygun koşullarda muhafaza edilmesi gerektiğinden, türün özelliğine göre gerekli alan ve su ihtiyacındaki farklılıklar
gözönüne alınarak ayrıca hesaplanır.
2- Yumurta Ve Kuluçka Havuzları:
Bu tip havuzlar kapalı sahalarda inşa edilir ve genellikle polyesterden imal edilmiş küçük çapta yada yaygın olarak yumurtlama ve larvaların bakımında kullanılan 5x5x2 metre veya l0xl0x2 metre boyutlarında kare şekilli 50-200 m
3 hacimli beton havuzlar olabilir. Suyun havuzdan tümüyle boşaltılabilmesi için tabanında bir tarafından diğer tarafına doğru % 3'lük bir eğim verilmektedir. Su derinliğinin 1-1.5 metre olması yeterlidir.Ortama alınan anaçlar, yumurtalarını belli bir sürede bırakabilirler. Ancak, anaçların ortamda strese uğramaları halinde yumurtlamaları gecikebilir veya yumurtlama periyodu dışında yumurtlatılması istendiğinde hormon enjeksiyonu tatbik edilir. Yumurtlatmada, yumurtaların hasar görmemesi için genellikle sağım işlemi yapılmaz. Yumurtalar genellikle pelajik olduklarından havuz veya tanklarının üst kısmından akan su kanalı yardımıyla toplanırlar
Diğer bir kuluçkalama tipi ise,polyester veya benzeri maddelerden mamül genelde 500 litrelik, dip kısmı konik olan silindirik tanklardır.Su sirkülasyonu açık veya kapalı olabilir.Kapalı olduğu koşullarda havalandırma, hava kompresörü yardımıyla yapılır.Bu tip havuz veya tanklarda yumurtaların kuluçkalanması ve ilk larval dön
em için türlerin özelliğine göre 15-20 günlük bir kullanma süresi söz konusudur.
3- Plankton Havuzları:
Larvaların beslenmesi için, besin zincirinin başlangıcını oluşturan fito ve zooplankton havuzları, ortam şartlarının kontrol edilmesi amacıyla genelde kapalı alanlarda inşa edilen beton yapıdaki dairesel ve köşeli havuzlardır.
4- Yavru Besleme Havuzları:
Kuluçkalama havuzundaki larvalar, herhangi bir fiziksel zedelenmeye meydan vermemek için larva gelişme tanklarına (veya havuzlarına) genelde litreye yaklaşık 15 birey düşecek yoğunlukta yerleştirilirler. Larva geliştirme havuzları, dip kısmı da beton olmak üzere genelde dikdörtgen şeklindedir. Açık su sirkülasyonuna sahip bu tür havuzlar, yaklaşık 20-40 m
3 hacimlidir.
5- Büyütme Havuzları:
Gerek yavrunun ve gerekse ergin bireylerin büyütülmesinde, yetiştiri yapılan bölgenin ve türün özelliklerine göre farklı tiplerde bir çok havuz modeli kullanılabilir. Kıyıda yapılan yetiştiricilikte (kıyı, gel-git zonu ve subralitoral zon) genellikle toprak ve beton havuzlar kullanılmaktadır. Koy ve Lagünler gibi denizin sığ sularındaki yetiştiricilik, bu bölgelerin amaca göre farklı tip ve yapıdaki ağlarla çevrilmesiyle yapılagelmektedir. Denizin daha derin sularında veya açık sularda yapılan yetiştiricilikte çeşitli tip ve boyutlardaki ağ kafeslerle gerçekleştirilmektedir
5.1. Toprak Veya Beton Havuzlarda Yetiţtiricilik:
Havuzlar, deniz canlılarının gerekli yaşam koşullarının sağlandığı, boyutları yetiştirilecek. türün özelliklerine, ekonomik koşullara ve yetiştirme yöntemine bağlı değişebilen yapılardır. Havuz yetiştiriciliğinde genelde kapalı sistem uygulanır. Bir diğer deyişle havuzlar birbirine açık veya kapalı kanallarla bağlıdır. Havuzların şekli ve dağılımı, yetiştiri yapılacak yerin topoğrafisi
ne göre kıyıdan denize doğru belli bir eğimde (genelde % 3-5) planlanır.
Toprak havuzlarda, genellikle yan duvarların yüksekliğinin bir kısmı hafriyatla, bir kısmı da hafriyattan çıkan toprakla sağlanır. Duvarların meyili toprağın özelliği ve havuzun hacmine bağlı olarak genelde 1:2-3 arasında değişir. Bu meyilin 1:2 den az olması halinde duvarların yıkılma tehlikesi vardır. Havuz duvarlarının yüksekliği, %5-10 oranında oturma payı dikkate alınarak hesaplanır. Havuz duvarlarının merkezine ve tabanına su k
aybını önlemek amacıyla 20 cm kalınlığında kil döşenmesi gerekir. Havuzlara su giriş ve çıkışını sağlayan kanalların genişlik ve derinlikleri kullanılan suyun kapasitesine göre inşa edilir. Bu kanalların duvar eğimleri ise genelde 1:1 oranındadır. Havuzlar arası bağlantıyı sağlayan savak sistemleri, kapaklar haricinde genelde betondan yapılır. Kıyıda inşa edilen bu yetiştiri havuzlarına denizden su almak amacıyla pompa istasyonlarının kurulması ve denizden çekilen suyun berraklaştırılması (bulanıklığın giderilmesi) amacıyla bir filtre sisteminin kurulması ve dinlendirme havuzu inşa edilmesi tercih edilir.
5.2 -.Koy, Lagün Yetiştiriciliği
Koy ve lagünlerde yapılan yetiştiricilikte, setler ve ağ bariyerler kulanılır. Küçük ve sığ koyların dar olan ağızları taş, toprak veya beton duvarla kapatılarak bir havuz oluşturulabilmektedir. Ancak koyun ağızı tamamen setle kapatılmamakta su sirkülasyonunu sağlamak ve balıkların giriş çıkışları esnasında kuzuluklarda yakalanmasını temin eden bir açıklık bırakılması gere
kir. Koy ve lagünler genelde sentetik ağ, kargı veya galvanizli metal ağlarla kapatılır.Sabit ağ, bariyerler, hat boyunca her 5-15 metrede bir çıkılan beton veya çelik kazıklara tutturulur.Kazıkların yüksekliği, denizin derinliği, maksimum dalga yüksekliği ve zemin yapısına bağlıdır. Kazıkların açık denizde kalan yüzlerine predatörlere karşı koruyucu ağlar tutturulur. Koruyucu ağların, gerek zaman zaman temizlenmesi amacıyla ve gerekse değiştirmede kolaylık sağlamak için çabuk yıpranmalarını önlemek üzere doğrudan kazıklara bağlanmayıp tutucu sistemlere monte edilmesi yararlı olur. Sentetik ağların çok çabuk kirlenmesi ve temizlenmesinin güçlüğü nedeniyle daha az kirlenen ve uzun ömürlü olan galvanizli zincir ağlar, galvanizli malzemeden yapılan metal ağ bariyerler daha yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu tür ağlar sabit setler ile kazıklar arasına monte edildiklerinden hareketsiz bariyer olarak isimlendirilirler.Yüzdürücü ağ bariyerler genellikle, denizlerin sakin koylarında kurulan yetiştiri tesislerinde kullanılır. Bu tip ağlar, yatay ve dikey yüzen ağlar, yüzdürücüler ve dip bağlantılı elamanlarından oluşur. Ağların, zeminle olan bağlantısı hesaplanan belli aralıklarda ve ağırlıkta beton bloklar (anchor) ile sağlanır. Balıkların yüzen ağdan sıçrayıp kaçmalarını önlemek amacıyla yatay yüzücü ağlar kullanılır.
5.3.- Deniz Dibi Kafesleri:
Deniz dibi kafesleri, genellikle kabuklu (Crustacea) deniz canlıları, yumuşakça (Mollusc) ve dip balıkları yetiştiriciliğinde kullanılır. Genellikle kare veya dikdörtgen kenarlı ağaç veya galvanizli metalden oluşan çerçeveleri bulunan ve tüm yüzeyleri sentetik yapıdaki ağlarla kaplanmış kafeslerdir. Deniz tabanına çakılan kazıklara veya beton ağırlıklara tutturulur. Dalgıç vasıtasıyla alınır ve yerleştirilirler.
5.4.- Yüzer Ağ Kafesler:
Yüzer kafesler çeşitli yüzdürücülerle (Strafor, ağaç, şamandıra, fiberglas v.b) suda yüzer durumda tutulan, genellikle kafes köşelerinden çapa veya benzeri ağırlıklar ile deniz dibine bağlanan, tek veya çift ağlardan yapılabilen, bir veya birçok sayıda kafesten oluşabilen ve en yaygın olarak kullanılan yetiştiri sistemleridir. Kafesler, deniz yüzeyinde bulunan çerçeve kısımları vasıtasıyla yüzdürülürler. Çerçeveler, kare, dikdörtgen, oktagonal veya heksagonal şekillerde ve değişik materyal
lerden yapılabilirler.
6.Stoklama Havuzları:
Yetiştiri sonucu elde edilen ürünün pazarlama süresi içerisinde kısa dönem için kullanılan havuzlardır. Ürünün cinsine göre beton, polyester veya ağ kafes şeklinde olabilir. Birim hacimda çok sayıda canlı konulduğunda su sirkülasyonunun ve havalandırmanın yeterli olması gerekmektedir.
7.Karantina Havuzları:
Hasta balıkların tecrit edilmesi ve ilaçlama amacıyla kulanılan beton veya polyester havuzlardır. Bu havuzların hacmi bir kaç tonla sınırlandırılmıştır
Kaynak :Turmepa WEB