İçindekiler
Alevilik
nedir?
|
![]() ![]() |
A- DEDELERIN
NITELIKLERI
Aleviligin temel ilkelerinin yazili oldugu buyruk kitaplarindan,
cesitli arastirmalardan ve Aleviler arasinda günümüze kadar sürmüs
bulunan uygulamadan anlasildigi üzere dedelersu niteliklere sahip
bulunmaktaydilar: 1-Evlad-i Resul (ocakzade) olmalari, uyuyor olmalari gerekirdi. Simdi bunlari inceleyelim. Hem Aleviler arasindaki yaygin inanca ve hem de "Buyruk" kitaplarindaki bilgilere dayanarak denilebilir ki dede, dede soyundan yani ocakzade olmalidir. Ocakzade olan dedeler Evlad-i Resul yani seyyid kabul edilirler. Bu konuda "Buyruk"larda yeralan ifadelerden bazilari su
sekildedir: "Ve hem dahi ol pir hazreti oniki imam evlâdindan ola ki
pirligi makbul ve muhakkak ola ki pirligi caiz ola. Evlad-i Resulden
olmazsa pirligi caiz olur mu? iMAM CÂFER-i SÂDIK buyurur ki: Bir kisi Hakka tâlib olsa, Evlâd-i Resulden baskasina kendini teslim eylese yani bilmedigi yerden biat ve inabe kilsa (el etek tutsa) onun mesrebi ve tuttugu etegin silsilesi Evlâd-i Resule ve Muhammed-Ali hazretlerine cikmasa, o kisinin seyhi seytan olur. Mahser gününde erenler katarindan ve Hak didarindan mahrum kalir. Hz.Peygamber buyurdu ki: "Benim evladimdan baskalarini pir edinenlerin piri seytandir" "Ol zamandan bu güne kadar, seriat, tarikat, maarifet, hakikat ve pirlik secde Muhammed-Aliden kaldi. Ol sebepten, evlâdi Resulden gayrisine pirlik etmek ve talip olmak caiz degildir. Yedigi, ictigi haramdir. Murtadi tarikat, murtadi hakikattir. Vehem irsadi ve biati ve tövbesi makbul degildir. Çünkü evlâdi Resulden biati yoktur. Sermayesiz kalmistir. Onun asli asla yoktur. Ol kimse Oniki imam dergâhindannasibsizdir." "Hazret Resul bir hadiste buyurur ki Allahu Taalâ hazretleri kelâmi kadiminde öyle buyurmus ki "asil asildir" demistir. Zira ezelden hirka ve meftul ve irsad ve tövbe ve pirlik ve seccade bunun cümlesi Sahi Merdan Aliye gelmistir. imdi sah evlâdi venesli olmayan kimseye pirlik etmek caiz degildir. Evlâd-i Muhammed-Aliden ola ki pirligi caiz ola. ilmi ile amil ola. Dört kapi, kirk makamdan on iki erkândan on yedi kemerbestten, üc sünnetten yedi farzdan bir sarttan, mesayihi kübra ilminden haberdar ola. Ve tarikat ile otura dura ki hakikat ile yola vara ki pirligi caiz ola. Çünkü talip ve yol mürsidindir." "Surasini iyi bil ki, Ulu Tanri "Ya Muhammed! iki cihanda benim diledigim sensin. Seni, kendi varligim icin yarattim ve onsekiz bin âlemi senin icin yarattim. Eger sen olmasaydin, evet sen olmasaydin yerleri ve gökleri ve ikisi arasindaki varliklari yaratmazdim."buyurur.Su halde, bu delil ile bizlere farz oldu ki, Onu can-i gönülden sevelim ve de Onun soyunu (Ehl-i Beytini) sevip muhabbet edelim. Çünkü Resulullah efendimiz, evrenin var olmasinin sebebidir. Yine Ulu Tanri buyurur ki: "Ya Muhammed! Ululugum ve celalim hakki icin her kim seni ve evlâdini sevip muhabbet eylerse, yerler ve gökler kadar günahi da olsa bagislarim, rahmetimi ona esirgemem. Veher kim ki seni ve evlâdini evmezse, yerler ve gökler kadar ibâdet etmis olsa da, onun yeri cehennemdir, sonsuza dek oradan cikmaz." Yine Hz.Resûl buyurur ki: "Bir kimse gönlünü Resûlün evlâdindan baskasina teslim eylese ya da baglandigi kimsenin mesrebi Hz.Resûle cikmasa, o kisinin seyhi (önderi) seytandir. "Bundan, Allaha siginiriz." "Öyleyse, imdi: Halifeler (tarikati seven muhipler) ve Pirler bu erkâni (ilkeleri) yerli yerince göreler (uygulayanlar) ve de seyhin (Mürsidin) mesrebi ve silsilelerini (soy kütügülü) Sah-i Velâyet imam-i Aliye ulastiralar. Talip götüren (egiten) kisiye gerektir ki bu sorularda kâmil (olgun mürsid) olalar, yeri gelince cevap vereler. Yukarida belirtilen ilkelerle cevap vermezse, o kimsenin Pirligi ve mürebbiligi caiz degildir. imdi, mürebbi ve pir (mürsid) olan ve halife (talip, muhip) yurdunda olan kimselerin, bu suallerde hic kusuru olmaya, cok önemlidir ve hem farz-i ayndir, vaciptir." Sonuc olarak denilebilir ki, dedelerin Evladi Resul yani seyyid olmalari bir önkosul idi. Dedelerin bir diger önemli niteligi ise, egitici (mürebbi) olmalari idi. Dedelerin mürebbi yani egitici nitelikleri o derece önemliydi ki, mürebbi sözcügü,tipki pir ve mürsid gibi dede yerine kullanilmaktaydi. Dedelerin bu önemli niteligi Seyh Safi Buyrugunda ele alinmakta, mürebbiligin üc sarti ve dört nisani aciklanmaktadir. Ayni sekilde görüstügüm dedeler de, dedelerin egitici olma niteliklerine önemle dikkat cekmislerdir. Yine imam Cafer Buyrugundaki su ifadelerle de dedelerin egiticilik yönleri vurgulaniyor: "... Ve tarikat bablarin ve hikmetlerin ve beyanlarin ve ayetlerin tamam bilmeyince, erkân dahi gayet ögrenmeyince ve bildirmeyince onlarin pirligi caiz olmaz. Yedikleri aldiklari haramdir."Dedelerin bilgili ve cemaatlerine örnek olacak insani özelliklere sahip olmalari da gerekmekteydi. Dedeler, taliplerinin dinsel hatta toplumsal planda karsilastiklari sorunlari cözmelerinde onlara yol gösterecek bilgi donanimina sahip bulunmak zorundaydilar. Ayrica dedeler, örnekinsan olarak kabul edilirler, cemaat icerisindeki saygin konumlarina uygun ahlaki nitelikleresahip olmalari gerekirdi. Gerek "Buyruk" kitaplarinda, gerek Aleviler ve dedeler ile görüsmelerde, ideal dede tasvir edilirken bu noktalar vurgulanmis, günümüzde bu niteliklerin eski rol ve önemlerini giderek yitirdiklerinden yakinilmistir. imam Cafer Buyrugunda yer alan, "... Amma ki pir olan ve rehber olan okur yazar ola...Ve pir oldur ki, hem kâmil ola, hem dörtkapi nedir ve ne oldugunu bile. Ve ayetler ile âmil ola. Hem dahi amel ede. Ve makamlarinbile." gibi ifadelerle de, dedelerin bilgili olmalari konusu vurgulanmaktadir.Alevi dedelerinin "Buyruk"larda yazili esaslara ve gelenek halini almis Alevi esaslarina göre davranmalari zorunludur. Kendileri bu kurallara uymalidir ki, taliplerin de bunlara uymalari saglanabilsin ve uymayanlar kinanabilsin veya cezalandirilabilsin. Bu kurallara uymayan dedelerin dedelik yapabilme yetkileri ellerinden alinir, yani tarikattan düsürülür. Alevi "Buyruk"larinda dedelerin bilmesi gerekli esaslar ayrintilariyla yazilidir. Yazili olmayan durumlarda, dede kendisi, cemaatin de görüsünü alarak kararini verir. Dede, taliplerin yol atasi olarak kabul edildiginden ve oniki imamlari temsil ettigine inanildigindan, oldukca genis yetkilere sahiptir. Zamanla dedeler, "Buyruk"larda yazili kurallara göre karar vermeyi birakmislar ve kendi bilgileri ve görgüleri dogrultusunda karar vermeye baslamislardir. Bazi bölgelerdeOniki Burc olarak adlandirilan suc ve cezalarin yazili oldugu esaslarin uygulandigi görülmektedir ki, bu Anadolunun farkli bölgelerinde bulunan Alevi zümrelerinin bazi farkli uygulamalarina isaret etmektedir. Dedelerin taliplerce ziyaretleri dahi belli kurallara baglanmistir. Buyrukta Dedeyi ziyaret icin üc kosul öngörülmektedir: "imdi malûm oldu ki mürsid ve sûfi olan, pirin ve mürebbinin nazarina varmakta üc erkân vardir. Birinci: eli kuru bos varmaya, B- DEDELERIN ISLEVLERI (BAS SAYFA) Daha önce dedelerin nitelikleri üzerinde duruldu. Simdi ise islevleri ele alinacaktir. Belirtilen niteliklere sahip bulunan Alevi dedeleri, gerek bulunduklari yerlesim alanlarinda,gerekse belli zamanlarda kendilerine bagli yerlerdeki taliplerini ziyaretleri sirasinda bu islevleri yerine getirirlerdi. Dedelerin uzakta bulunan talipleri icin kendilerine bagli bir mürebbi (dikme dede) atadiklari da görülmektedir. Dikme dede, kendisini atayan ocakzade dedeye bagimliydi. Ocakzade dede taliplerin sikayeti üzerine onu görevden alabilirdi. Dikme dedeye, ocakzade dedeye verilen hakkullah da verilmez, her hasat zamani bir miktar ürün verilirdi. Hakkullah, ocakzade dede geldiginde ancak ona verilebilirdi. Bu dikme dedelerin bir bölümünün zamanla, bagli olduklari ocaklari tanimadiklari ve bagimsiz ocaklar olusturduklari da tahmin olunabilir. Dedelerin baslica islevleri su sekilde siniflandirilabilir: 1-Sosyal ve dinsel bakimdan cemaate önderlik etme, cemaati irsad (aydinlatma)
ve bilgilendirme, Alevi dedeleri ve diger aile bireyleri toplumda büyük saygi görürler. Dede toplumun lideridir. Dedenin bu sayginligi daha önce belirtilen niteliklerinden kaynaklanmaktadir. Alevilerce dedenin soyu kutsaldir, dede en bilgili olandir, "Buyruk" kitaplarina sahiptir, onlari okuyabilir, tüm bu nitelikleriyle taliplerin her türlü problemlerine cözüm getirilebilir. Alevilerde yasamin her alaninda dede nüfuzunu görmek mümkündür. Her konuda dedeye danisilir. Dede belli araliklarla yapilan cem törenlerindetaliplere ögütler
verir, onlari bilgilendirirdi. Aleviler dedelerin buyruklarina titizlikle
uyarlar, uymayanlara cesitli yaptirimlar uygulanirdi. Dedeler, "Buyruk"larda
yeralan dinsel esaslari, Oniki imamlar, Kerbela vb. konulari sürekli
Alevilere ögretirlerdi. Her Alevi, yari tarihi, yari menkibevi veya bütünüyle
menkibevi bu bilgileri ögrenirdi. Dedelerin en önemli islevlerinden biri
de, cem törenlerini yönetmesinde kendini gösterir. Alevilerin
ibadetlerinin temeli bu cem törenlerine dayanir. Ocakzade dedeler, her
yil düzenli bir sekilde kendilerine bagli köylerdeki taliplerini ziyaret
ederler. Dedelerin bu ziyaretleri, hasat zamani gectikten sonra yapilir.
Dede bir yere geldiginde peyik (davetci) adi verilen bir kisi ve ev
dolasarak dedenin geldiginive cem töreni yapilacagini köylülere haber
verir. Köydeki evlerden biri cem töreni icin hazirlanir. Bu cem töreni
(görgü cemi) cuma aksami, yani persembeyi cumaya baglayan gece yapilir.
Cemde oniki hizmet ve bu hizmetlerin ayri ayri sahipleri vardir.
Cemde oniki hizmet sahipleri ve görevleri su sekildedir: Rehber, cemde görgüsü yapilanlara yardimci olur. Gözcü, cemde düzeni saglar. Çeragci, ceragi (mumu) yakar, meydanin aydinlanmasini saglar. Zakir, saz calarak deyisler söyler. Süpürgeci, her hizmetin sonunda, süpürge calma görevini yerine getirir. Sakka, su dagitir, lokmalar yendikten sonra temizlik icin ibrik, legen,havlu getirir. Sofraci, kurban ve yemek islerine bakar. Pervane, cemevine gelenler ve gidenlerle ilgilenir. Peyik, cemin yapilacagini herkese haber verir. Iznikci, cemevinin temizligine bakar. Kapici, cem yapilan yerin kapisinda bekler. Ceme gelen talipler yüzleri dedeye dönük olarak belli bir düzen icerisinde diz üstü otururlar. Görgü cemi bütün taliplerin müsahipleriile birlikte görülmesi seklinde sürer. Her musahip görülmesinde dede, cemaatten razilik alir. "Bu canlardan razi misiniz?" diye sorar. Cem de kurban hizmeti de görülür. semah ve dualar (gülbâng) okunur. Cem'de isleyis, dedenin yönetiminde ve diger hizmet sahiplerinin hizmetleriyle büyük bir disiplin icerisinde yürütülür. Görgü ceminin yanisira, musahiblik cemi, Abdal Musa kurbani, Sultan Nevruz cemi, gibi diger toplanma zamanlarinda da yönetici konumundadir, cemaate ögütler ve bilgiler verir.iyi insan (insani kâmil) olabilmenin ancak, "eline, diline, beline bagli olmak" ilkesine uyularak mümkün olabilecegi ögütlenir. Toplumun suc saydigi fiillere, agir yaptirimlarin uygulanacagi, Aleviligin kötü davranislari yapanlari disladigi, Alevi ulularinin da böyle kisilerden razi olmayacagi seklinde soyut, somut nitelikli cesitli telkinlerde bulunulur. Alevi dedelerinin önemli islevlerinden biri de, darginlari baristirmakti. Bu islev, cesitli nedenlerle ortaya cikan düsmanliklarin sona ermesini saglayarak, toplumsal huzurun bozulmasini önlüyordu. Birbirleriyle konusmayan, dargin olanlar dedenin huzurunda
mutlakabaristirilir, barismayanlar cezalandirilirardi. Bu kisiler toplum
tarafindan dislanir, hatta sürgün bile edilebilirlerdi. Dedelerin
darginlari baristirmasi islevi, cesitli arastirmacilarin da dikkatini
cekmis, kapali bir toplumsal yapiya sahip Aleviler arasinda varolan suc
oranindaki azlik ve toplumsal baris ortaminda bunun da rolü olabilecegine
dikkat cekilmistir. Alevilerde suc isleyen düskün, bu durum da düskünlük
olarak adlandirilir. Düskün olanlara suclarina göre degisik cezalar
verilirdi. Düskünlere tarik calinir, para vd. cezalar uygulanirdi ki,
"Buyruk" kitaplarinda bu cezalar her suc icin ayri ayri
belirtilmekteydi. Düskün olanlar cem törenlerine katilamazlar, kurban
yiyemez ve yediremezler, toplumdan dislanirlardi. Ailesi bile o kisiyi
evlerine alamazdi. Ayrica ücsünnet, yedi farz olarak bilinen esaslara
uymayanlara uygulanacak cezalar da "Buyruk" kitaplarinda
bulunmaktadir. 1-Müsahibi olmayana, ceme katilmak ve kurban eti yemek yasaklanmistir. Eger talibin sucu, büyük günahlardan (günah-i kebair) ise dedenin bu konuda yapabilecegi bir sey yoktur. Buyruktaki deyimle "Ancak onun davasini mahserde Hak Taalâ icra eder."Oysa kücük günahlarin (günah-i sagayir) cezalandirilma ve affedilmesine iliskin kosullarin belirlenmesi ve uygulatilmasinda dede tam yetkilidir. Buyrukta yer alan ve Hz.Aliden, Selman-i Farisinin rivayet ettigi ".. Ve üstad hakkina riayet edeler. Ve üstaddan can dahi sakinmayalar..." sözleriyle taliplere dedenin hizmetlerinin karsiliginin verilmesi, hatta ondan canlarini dahi sakinmamalari, canlarini feda etmeye hazir olmalari telkini yapilmaktadir. Taliplerin, dedelerce yargilanmasi ve cezalandirilmalarini, Aleviligin temel inanc esaslarinin yazili oldugu "Buyruk" kitaplarindan görelim: "Cem halinde bir kimseye bir sohbet düsse, yani bir tâlibden bir günah meydana gelse, söyle ki: Tarikat icinde noksanlik yapsa, yol ehli kardesler arasinda sitemli (suclu, düskün)olsa ve o toplantida "gözcü" olan kimse bunu görüp, eksigini yakalasa; düskün talib sitemine razi olup yola boyun verdigi takdirde, okimseye "erkân" sürmek lâzim gelir. Fakat, o mecliste halife yurdunda (mürsid makaminda) oturan kisinin bilmesi gerektir ki: Bu tâlib ne gibi bir günahin sahibidir? "Bir tâlib bir tâlibin evine varsa, evsahibi olan talibin ona izzet ve hürmet edip gücü yettigince nesi varsa meydana getire ve onun gelmesini mübarek bile, geldigi icin sevincinigöstere. Eger o tâlib onun gelmesinden safa ve sevinc duymayip, ictenlikle ona muhabbetve güleryüz göstermeyip, varini ondan esirgeyip lokmasini saklasa, Tanri katinda ve erenler katinda yüzü karadir, ikrari saf degildir. Ve bir tâlib kendi lokmasini bir münkire ve bir münafika yedirse, benim etimi yedirmis gibidir. Ve yine bir tâlib kendi zürriyetini bir münkireverse ONiKi iMAMin etini yedirmis gibi günah kazanir." "Öyleyse, iyi bilinmeli ki, mürsid buyruguyla anlasilan: Bir
kimse kendi bilgisizligi ile ya da dünya tamahi ve nefsinin istegi ile
kendi kendini pir edinip, Erenlerin sirrini zâhir ehline (yabancilara)
anlatip, halka gösterirse, Hazret-i IMAM CÂFER-I SÂDIK kavliyle, böyle
bir kisinin katli (ya da toplumdan kovulmasi) helaldir. Bu tür kisilerden
uzaklasmayip, bir arada durup oturup, lokma (yemek) yedirip, onun da
lokmasini yiyen kimseler dahi, Mürsidin emriyle dergâhtan
sürgündür,
iste bu kadar!" Buyrukta, "Üc Sünnet Yedi Farz"dan düsenlerin
(bu esaslara uymayanlarin) durumlari da su sekildedir: ÜÇ SÜNNETTEN DÜSENIN GÖRÜLMESI : Birinci sünnetten düsen talibin üzerine yol vardikta eger yola boyun verirse onu kendi görgüsüne koyasin, ne hizmet yaparsa onunla kabul edesin. Ikinci sünneten düsen talibin üzerine yol vardikta bir tarik ilzam edip, bir akce tercüman alasin, üc akce halife hakki alasin. Ücüncü sünnetten düsen talibe üc tarik ilzam edip, üc akce tercüman
alasin, üc akce halifeye hak edip, bes akce üstad hakki (sehanzer)
alasin. YEDI FARZDAN DÜSENIN GÖRÜLMESI: Bir talib ki birinci farzdan düsse, bes tarik ilzam edip, bes akce tercüman alasiniz. Bes akce halifeye hak edip, yedi akce üstad hakki alasiniz. ikinci farzdan düsen talibe yedi tarik ilzam edip, yedi akce tercüman alasiniz. Bes akce halifeye hak edip on bir akce üstad hakki alasiniz. Ücüncü farzdan düsen talibe on iki tarik ilzam edip, on iki akce tercüman alasiniz. Dokuz akce halifeye hak edip, on yedi akce üstad hakki alasiniz. Dördüncü farzdan düsen talibe on yedi tarik ilzam edip, on yedi
akce tercüman alip, on bes akce halifeye hak edip, kirk akce üstad hakki
alasiniz. Ve bundan sonra kalan üc farzin günahi birdir. ister mürebbi
gözünden düsse ve ister müsahib gönlünden düsse ve eger basindan
taci alinmis olsa, bu üc farzin günahi birdir. Söyle ki : Kirk yedi
tarik ilzam edip, kirk yedi akce gazilere tercüman alasiniz. Otuz üc
akce halifeye hak edip, yetmis dokuz akce sehanzer alasiniz; üstad
hakkidir. YEDI FARZDAN DÜSKÜN OLANLARIN DURUMU : Ve bundan sonra bilmis olasiniz ki, bir kisi bunca farzdan düsse ona derman yoktur, sürgün olur. iste otalib Dergâha varip kendi özünü mesayihe (Seyhlere/ Dedelere) yetirmek gerek. Mürsid kabul ederse talib de kabul ede. Mürsidin kabul etmedigine talibden de derman yoktur, yüzü karadir, sürgündür, hic bir cemiyette yeri yoktur. Eger mürsid kabul ederse o kisinin bütün malini miras etmek gerekir. Bu tarik (yol-erkân) icinde her kim inad ve muhalefet ederse, bu tarika göre amel etmezsesürgündür, o kimse bu tarikden degildir, dünyada ve ahirette yüzü karadir, ON iKi IMAM KATARINDAN ve HAK DIDARINDAN mahrum kalir. Kiyamet gününde bütünpeygamberler ve erenler ondan bizar (bikmis) olur. Amma, bir kimse yoksuldurumda olsa tercümani onun rizasidir; her ne getirse alip kabul edeler. Dahi bundan sonra IMAM-I NÂTIK CAFER-I SADIK hazretleri buyurmustur ki: Bir kisi livata eylese, bu tarik icinde o kisi farzdan düser. Hic bir mezheb icinde yeri yoktur. Eger bunu yapacak olursa gerektir ki ücyüz altmis tarik ilzam edesiniz. O kisi bu tarik icinde ölürse murdardir. Eger korkarsa ücyüz altmis akce gazilere tercüman alasiniz. Doksan dokuz akce halifeye hak edip, üstad hakki (sehanzer)bütün malini miras edip ondaliyasiniz. Ta ki o talibin isi temiz ola. Düskünlük cezasi ya dede, ya da dede vekili tarafindan verilirdi. Suc dedeye söylenir, ceza istenirdi. Suc ne olursa olsun dede sucluyu dinler, sorar, sonra cezayi bildirirdi. Düskünlük cezasinin sonunda yeniden dedeye basvurulurdu. Dedenin de uygun görmesiyle, düskünlügü sona eren talip yeniden topluma kazanilmis olurdu. Antalya Tahtacilari konusundaki arastirmalariyla taninan Naci Kum Atabeylinin "...Aralarinda mistik bir inzibat hâkimdir. Dedelerin, kendilerini düskün etmesindenkorkarlar..." ifadesi düskünlük kurumunun sosyal islevini vurgulamaktadir. Alevi dedelerinin bayram, ölüm, evlenme, sünnet gibi törenlerde de birtakim görevleri bulunmaktaydi. Cemaat icin cok önemli olan böyle zamanlarda dede mutlaka bulunurdu. Bayram günlerinde, bayramlasmalarda dede büyük saygi görür, dedenin veya bir baska kisinin evinde toplanilir, dede bu sohbetlerde o günün Alevi inancindaki önemi üzerine bilgiler verir, cemaatle söylesirdi. Dede ölüm halinde yas yerine gider, akrabalarina bassagliginda bulunur dualar ederdi. Alevi-Bektasilerde ölüm haline, hakka yürümek denirdi. Bazi bölgelerde cenazeyi dede veya dede vekili yikar cenaze namazini da dede kildirirdi. Dedelerin bir görevi de evlenme zamanlarinda görülür. Çogu zaman nikahlari dedeler kiyar, nikah dedenin duasiyla sona ererdi. Dede sünnet törenlerinde bulunur vedualar ederdi. N. Sevgen su bilgiyi veriyor: "Nisan indirmek eglencesiz ve gürültüsüz gecer. Bu sadece "Emri Hak"i yerine getirmektir. Oglan ve kiz tarafindan gelenlerle bir heyet teskil olunur. Aralarinda bulunan seyyid veya kâmil bir adam, "Emri Hak" denilen sözü, yani kizin oglana nisanlandigini ilan ve orada bulunanlari ishad eder. Alevi adeti vechile on iki imamin isimleri zikrolunarak bir dua okunur, serbet icilir, merasim biter. Bu derece basit bir merasimle nihayetlenen nisan, bütün kudsiyetini bu "Emri Hak"dan ve on iki imamin ismi üzerine okunan duadan almaktadir..." Dedelerin bu toplumsal islevleri daha da arttirilabilir. Dedeler hastaliklarin tedavisinde de rol sahibi oldular. Bu tedavi sekli, dedelerin hastalara dua etmeleri ve bitkilerden yaptiklariilaclari kullanmalarina dayanirdi. Dede kimi zaman hastaya ve ailesine, bir Alevi büyügü icin kurban kesmelerini veya hastayi, bir Alevi büyügünün bulundugu türbeye götürmelerini salik verebilirdi. Örnegin, Erzincanin Ocak köyündeki Hidir Abdal Sultan Türbesine hastalarin tedavi icin getirildikleri, daha sonra iyilesenler icin kurban kesmek icin, yeniden geldikleri bilinmektedir. Dedelerin bir diger önemli islevi de, onlarin sözlü halk geleneginin nesilden nesile yüzyillardir aktaricisi olmalariydi. Bugün varolan halk edebiyatimizda dedelerin yasatici ve gelistirici rolleri yadsinamaz. Pir Sultan Abdalin, Kul Himmetin, Sah Hatayinin coskulusiirlerini dillerinden düsürmeyen, cem törenlerinde sürekli yineleyen dedeler, bu siirleri halka da asilayarak yüzyillardir yasamalarini saglamislardir. Alevilerde, mal veya para olarak verilebilen dinsel ödentiler bulunmaktaydi. Bir tür dinsel mali yükümlülük olarak görülebilecek bu ödentiler, dedelere, babalara, celebilere verilebildigi gibi, dergahlarin ve kücük tekkelerin hizmetlerinin karsilanmasi icin verilebilirdi.Burada bunun sadece dedeler ile ilgili yönüne deginilecektir. Kapali bir toplumsal yapiya sahip Alevilerdeki cemaat yapilanmasinin dogal bir sonucu olarak, dinsel hizmetleri gören dedelere, Alevi toplumu hizmetlerinin karsiligini bu sekilde ödüyor ve bu hizmetlerin devami bu sekilde saglaniyordu. Daha önce de deginildigi üzere islami benimsemeden önce Türklerarasinda da benzeri uygulamalara rastlanmaktaydi. Dedelere para veya mal olarak, verilebilen bu armaganlar en yaygin olarak hakkullah veya ciralik olarak adlandirilmaktaydi. "Buyruk" kitaplarinda bu dinsel ödemenin hangi durumlarda, hangi miktarlarda yapilacagi ayrintilariyla yazilidir. Örnegin, yeni musahip olanlardan 110 para üstad hakki, 7 para dösek hakki alinacagi; meydana gecen musahiplerden 7 para dösek hakki alinacagi; meydana gecen musahiplerden 7 para dösek hakki alinacagi; musahipsizden ise üc para alinacagi belirtilmektedir. Çesitli kaynaklardan, dedeler ve talipler arasinda yaptigimiz arastirmalara göre Aleviler arasindaki uygulama Erdentugun da belirttigi gibi "... Dedeeline verilene acip bakmaz : verilen miktar belli degildir. Yani hakkullah icin muayyen bir fiyat kesilmez; herkes gönlünden kopani verir..." seklindeydi. Dedelerin islevlerini bitirmeden, dedelerin hangi durumlarda (vefat haric) görevlerinin sona erdigine de deginmek gerekmektedir. Dedeler, Alevilik esaslarina göre büyükgünahlardan (günah-i kebair) kabul edilen suclari islediklerinde dedelik görevleriniyerine getirmekten men edilirlerdi. imam Cafer Buyrugunda, dedenin görevden alinmasini gerektiren büyük suclar su sekilde yer aliyor: "Bir pir (dede) avratini tatlik etse yani bosasa, kan etse. Kelime-i küfür söylese. livata eylese, ebediyen ona günahi kebairdir. Bunu isleyen talip olsa derdine derman yoktur. Pir (dede) ederse onun yüzüne bakip misafir ederlerse o bastigi yerde kirk sene kadarhayir bereket olmaz. Yanina varmiyalar..." Belirtilen bu suclari isleyen dedeler, dedelikten men edilirlerdi. Ayrica, bilgisiz olan yani Alevlik esaslarini, yol ve erkânini bilmeyenler de dedelikten azledilirlerdi. Dedelikten azledilmenin bir diger nedeni ise, tarikate muhalif, yani düskün olan taliplerdenhakkullah almakti. Düskünlerden hakkullah kabul eden dedeler tarikatten düserlerdi,yani
dedelik görevleri sonlanirdi. Dedeler sözü edilen bu nedenlerden dolayi
görevden, bagli oldugu piri ve mürsidi tarafindan alinirdi. Alevi
dedelerinin esas aldiklari kurallara göre dedelik görevi sonlanan bir
dedenin talipleri, ayni ocakzade ailenin varsa amcazadelerine
baglanirlardi. Bu durum Buyrukta su sekilde ifade ediliyor: " Eger
pir yolundan düserse günah-i kebairden bir isi edip erkâna lâyik
olmazsa talip ol ocaktan cikmaz. Emmi zadelerinden yapismak erkândir"
Ancak bu dinsel uygulamanin yanisira, bagli bulunduklari ocakzade
dedelerinden yoksun bulunan Alevilerin baska ocakzade dedelere
baglandiklarina da rastlanmaktadir. Ayrica yine Buyrukta olmak üzere
bir pirin benimsenebilecegi ifade dilmektedir ki, buda belli kosullara
baglanmistir.: " Bir talibin piri irak olsa, eli ermese, ona vekâleten
gayriden el tuta; görüle. Her kac seneden sonra piri gelirse yine pirine
ikrar iman etmek erkândir. Zira atasinin pirini inkarederse, münkir olur..."
Yine Buyrukta, soyu devam etmeyen dedelerin taliplerinin Evlad-i Resul
olmak kosuluyla herhangi bir dedeye baglanabilecekleri de
öngörülmektedir. GÜNÜMÜZDE DEDELIK KURUMU (BAS SAYFA) Dedelik kurumunun hem islev hem de etkinlik bakimindan zayiflamasi, cumhuriyet öncesi ve sonrasi yasanan gelismelerle yakindan ilgilidir. Birinci Dünya Savasi ve sonrasinda yasanan Kurtulus Savasi ve Cumhuriyetin kurulus sürecinde Türkiyenin yasadigi siyasal ve sosyo-ekonomik dönüsüm, köklü degisikliklere yol acmisti. Busirada sosyal kurumlar da dogal olarak eski niteliklerini ve islevlerini yitirme tehlikesiyle karsi karsiya gelmislerdir. Özellikle 1950lerden sonra giderek hizlanan köyden kente göc olgusu, büyük nüfus hareketleri yaratmis, eski toplumsal yapi parcalanmistir. Daha önce köylerde varolan toplumsal yapi, yüzyüze iliskilere, geleneklere dayaniyor, gelenek ve göreneklerden kaynaklanan esaslar, köy yasamina egemen bulunuyordu. Dedelik kurumunun islevlerini ve etkinligini de bu toplumsal yapi cercevesinde degerlendirmek gerekir. Böylece, göclerle, köydeki toplumsal yapi bozulunca, bu toplumsal yapinin gereksinmeleri dogrultusunda sekillenmis bulunan dedelik kurumu da zarar gördü ve islevlerini yitirmeye basladi. Kirdan kente göc olgusu, kirdaki toprak azligi, tarimda makinelesme, ulasim aginin yayginlasmasi, hizli nüfus artisi, tarim disi faaliyetlerin canlanmasi ve halkin giderekyükselen beklentileri gibi sosyoekonomik etkenlere dayanmaktaydi. Kentlere göc, köylerdeki toplumsal yapiyi altüst etmis, yüzyillarin getirdigi yerlesmis inanc ve gelenekler de sarsilmistir. Göcler sonucu dede-talip iliskilerini saglayan sosyal yapinin cözülmesi cesitli sorunlara yol acmistir. Bu sürec icinde bircok dede, islevlerini sürdüremez hale gelmis, talipler ise daha önce her konuda basvurduklari dedelerden yoksun kalmislar, inanc yönünden adeta bir bosluga düsmüslerdir. Hem dedeler, hem talipler bakimindan, köydeki sosyal ortami ve o ortamda yerine getirilen cemtörenleri vb. törenleri devam ettirmek mümkün olamamistir. Bilindigi üzere 30 Kasim 1925te 677 sayili yasayla, tekke ve zaviyeler kapatilmis; tarikatlar yasaklanmis, seyhlik, dervislik, seyitlik, halifelik, müritlik, gibi ünvanlarin kullanilmasina son verilmis; üfürükcülük, falcilik, muska yazma; tarikatlarla ilgiligiysiler giyilmesi yasaklanmis, türbeler kapatilmisti. Kimi arastirmacilara göre buyasa sonrasinda, Alevi dedelerinin Anadoluda dolasarak taliplerini ziyaret edememisler ve bunun sonucunda, Alevilik inanc esaslari ve kurumlari ve bunlara olanbaglilik zayiflamistir. Bu konuda R.Yetisen su bilgileri veriyor: "... Tarikatlarin kalktigi tarihte halkin ruhiyati kisa bir müddet icin müthis sarsilmis, fakat bilhassa gencler yeni rejime herkesten evvel üc bes yil icinde alismislardir: öyle ki, dedeleriyle, babalariyle garip zihniyetler bahsinde alay bile etmislerdir..." ismail Hakki da "Çepniler Balikesirde" adli eserinde, dedelerin Anadoluda dolasmalari yasaklandiktan sonra, dinsel ve ahlaki esaslara olan bagliligin zayifladigini ifade ediyor.Bu zayiflama da bu yasal önlemin rolü oldugu kabul edilebilirse de, bu fazla abartilmamalidir cünkü dedelik kurumunu zayiflatan etkenler esas olarak sosyo-ekonomiktir. Göc olgusu, köylerdeki sosyal yapinin cözülmesine yol acmis, egitim kurumlarinin, iletisim olanaklarinin artmasi gibi gelismeler dedelik kurumunun cözülmesine, dede-talip iliskilerinin kopmasina neden olmustur.
|
![]() |
![]() |