İçindekiler

Alevilik nedir?

Dedelik


Cem

E-Mail

Hakder

 

 

A- DEDELERIN NITELIKLERI  

Aleviligin temel ilkelerinin yazili oldugu buyruk kitaplarindan, cesitli arastirmalardan ve Aleviler arasinda günümüze kadar sürmüs bulunan uygulamadan anlasildigi üzere dedelersu niteliklere sahip bulunmaktaydilar:
Dedelerin,

1-Evlad-i Resul (ocakzade) olmalari,
2-Egitici, terbiye edici (mürebbi) olmalari,
3-Bilgili ve örnek insani özelliklere sahip (mürsid-i kâmil) olmalari,
4-Buyruklarda yazili esaslara ve yerlesmis geleneksel Alevilik esaslarina

uyuyor olmalari gerekirdi. Simdi bunlari inceleyelim. Hem Aleviler arasindaki yaygin inanca ve hem de "Buyruk" kitaplarindaki bilgilere dayanarak denilebilir ki dede, dede soyundan yani ocakzade olmalidir. Ocakzade olan dedeler Evlad-i Resul yani seyyid kabul edilirler.

Bu konuda "Buyruk"larda yeralan ifadelerden bazilari su sekildedir: "Ve hem dahi ol pir hazreti oniki imam evlâdindan ola ki pirligi makbul ve muhakkak ola ki pirligi caiz ola. Evlad-i Resulden olmazsa pirligi caiz olur mu?
El cevap: Olmaz " "Tâlib olan kisiye lazim olan sudur ki erenlerin edebini gözleye, velilerin izini izleye, namahrem kimselerden sakina, erenlerin sirrini aciga cikarmaya, el verip etek tuttugukimsenin aslinin dogruca Ehl-i Beyt’e ciktigini bile, ona göre biat ve inabe kila (baglana). Eger bir kisi bos etek tutsa, muhremini bilmese, o tâlibden Allah ve melekleri, bütün evliyâ ve peygamberler bizar olur...

iMAM CÂFER-i SÂDIK buyurur ki: Bir kisi Hakk’a tâlib olsa, Evlâd-i Resul’den baskasina kendini teslim eylese yani bilmedigi yerden biat ve inabe kilsa (el etek tutsa) onun mesrebi ve tuttugu etegin silsilesi Evlâd-i Resul’e ve Muhammed-Ali hazretlerine cikmasa, o kisinin  seyhi seytan olur. Mahser gününde erenler katarindan ve Hak didarindan mahrum kalir. Hz.Peygamber buyurdu ki: "Benim evladimdan baskalarini pir edinenlerin piri seytandir"

"Ol zamandan bu güne kadar, seriat, tarikat, maarifet, hakikat ve pirlik secde Muhammed-Ali’den kaldi. Ol sebepten, evlâdi Resulden gayrisine pirlik etmek ve talip olmak caiz degildir. Yedigi, ictigi haramdir. Murtadi tarikat, murtadi hakikattir. Vehem irsadi ve biati ve tövbesi makbul degildir. Çünkü evlâdi Resulden biati yoktur. Sermayesiz kalmistir. Onun asli asla yoktur. Ol kimse Oniki imam dergâhindannasibsizdir." "Hazret Resul bir hadiste buyurur ki Allahu Taalâ hazretleri kelâmi kadiminde öyle buyurmus ki "asil asildir" demistir. Zira ezelden hirka ve meftul ve irsad ve tövbe ve pirlik ve seccade bunun cümlesi Sahi Merdan Ali’ye gelmistir. imdi sah evlâdi venesli olmayan kimseye pirlik etmek caiz degildir. Evlâd-i Muhammed-Ali’den ola ki pirligi caiz ola. ilmi ile amil ola.

Dört kapi, kirk makamdan on iki erkândan on yedi kemerbestten, üc sünnetten yedi farzdan bir  sarttan, mesayihi kübra ilminden haberdar ola. Ve tarikat ile otura dura ki hakikat ile yola vara ki pirligi caiz ola. Çünkü talip ve yol mürsidindir." "Surasini iyi bil ki, Ulu Tanri "Ya Muhammed! iki cihanda benim diledigim sensin. Seni, kendi  varligim icin yarattim ve onsekiz bin âlemi senin icin yarattim. Eger sen olmasaydin, evet sen olmasaydin yerleri ve gökleri ve ikisi arasindaki varliklari yaratmazdim."buyurur.Su halde, bu delil ile bizlere farz oldu ki, O’nu can-i gönülden sevelim ve de O’nun soyunu (Ehl-i Beyti’ni) sevip muhabbet edelim. Çünkü Resulullah efendimiz, evrenin var olmasinin sebebidir. Yine Ulu Tanri buyurur ki: "Ya Muhammed! Ululugum ve celalim hakki icin her kim seni ve evlâdini sevip muhabbet eylerse, yerler ve gökler kadar günahi da olsa bagislarim, rahmetimi ona esirgemem. Veher kim ki seni ve evlâdini evmezse, yerler ve gökler kadar ibâdet etmis olsa da, onun yeri cehennemdir, sonsuza dek oradan cikmaz." Yine Hz.Resûl buyurur ki: "Bir kimse gönlünü Resûl’ün evlâdindan baskasina teslim eylese ya da baglandigi kimsenin mesrebi Hz.Resûl’e cikmasa, o kisinin seyhi (önderi) seytandir. "Bundan, Allah’a siginiriz." "Öyleyse, imdi: Halifeler (tarikati seven muhipler) ve Pir’ler bu erkâni (ilkeleri) yerli yerince göreler (uygulayanlar) ve de seyh’in (Mürsid’in) mesrebi ve silsilelerini (soy kütügülü) Sah-i Velâyet imam-i Ali’ye ulastiralar. Talip götüren (egiten) kisiye gerektir ki bu sorularda kâmil (olgun mürsid) olalar, yeri gelince cevap vereler. Yukarida belirtilen ilkelerle cevap vermezse, o kimsenin Pir’ligi ve mürebbiligi caiz degildir. imdi, mürebbi ve pir (mürsid) olan ve halife (talip, muhip) yurdunda olan kimselerin, bu suallerde hic kusuru olmaya, cok önemlidir ve hem farz-i ayn’dir, vaciptir." Sonuc olarak denilebilir ki, dedelerin Evladi Resul yani seyyid olmalari bir önkosul idi. Dedelerin bir diger önemli niteligi ise, egitici (mürebbi) olmalari idi. Dedelerin mürebbi yani egitici nitelikleri o derece önemliydi ki, mürebbi sözcügü,tipki pir ve mürsid gibi dede yerine kullanilmaktaydi. Dedelerin bu önemli niteligi Seyh Safi Buyrugu’nda ele alinmakta, mürebbiligin üc sarti ve dört nisani aciklanmaktadir. Ayni sekilde görüstügüm dedeler de, dedelerin egitici olma niteliklerine önemle dikkat cekmislerdir.

Yine imam Cafer Buyrugu’ndaki su ifadelerle de dedelerin egiticilik yönleri vurgulaniyor: "... Ve tarikat bablarin ve hikmetlerin ve beyanlarin ve ayetlerin tamam bilmeyince, erkân dahi gayet ögrenmeyince ve bildirmeyince onlarin pirligi caiz olmaz. Yedikleri aldiklari haramdir."Dedelerin bilgili ve cemaatlerine örnek olacak insani özelliklere sahip olmalari da gerekmekteydi. Dedeler, taliplerinin dinsel hatta toplumsal planda karsilastiklari sorunlari cözmelerinde onlara yol gösterecek bilgi donanimina sahip bulunmak zorundaydilar. Ayrica dedeler, örnekinsan olarak kabul edilirler, cemaat icerisindeki saygin konumlarina uygun ahlaki nitelikleresahip olmalari gerekirdi. Gerek "Buyruk" kitaplarinda, gerek Aleviler ve dedeler ile görüsmelerde, ideal dede tasvir edilirken bu noktalar vurgulanmis, günümüzde bu niteliklerin eski rol ve önemlerini giderek yitirdiklerinden yakinilmistir. imam Cafer Buyrugu’nda yer alan, "... Amma ki pir olan ve rehber olan okur yazar ola...Ve pir oldur ki, hem kâmil ola, hem dörtkapi nedir ve ne oldugunu bile.

Ve ayetler ile âmil ola. Hem dahi amel ede. Ve makamlarinbile." gibi ifadelerle de, dedelerin bilgili olmalari konusu vurgulanmaktadir.Alevi dedelerinin "Buyruk"larda yazili esaslara ve gelenek halini almis Alevi esaslarina göre davranmalari zorunludur. Kendileri bu kurallara uymalidir ki, taliplerin de bunlara uymalari saglanabilsin ve uymayanlar kinanabilsin veya cezalandirilabilsin. Bu kurallara uymayan dedelerin dedelik yapabilme yetkileri ellerinden alinir, yani tarikattan düsürülür. Alevi "Buyruk"larinda dedelerin bilmesi gerekli esaslar ayrintilariyla yazilidir. Yazili olmayan durumlarda, dede kendisi, cemaatin de görüsünü alarak kararini verir. Dede, taliplerin yol atasi olarak kabul edildiginden ve oniki imamlari temsil ettigine inanildigindan, oldukca genis yetkilere sahiptir. Zamanla dedeler, "Buyruk"larda yazili kurallara göre karar vermeyi birakmislar ve kendi bilgileri ve görgüleri dogrultusunda karar vermeye baslamislardir. Bazi bölgelerdeOniki Burc olarak adlandirilan suc ve cezalarin yazili oldugu esaslarin uygulandigi görülmektedir ki, bu Anadolu’nun farkli bölgelerinde bulunan Alevi zümrelerinin bazi farkli uygulamalarina isaret etmektedir. Dedelerin taliplerce ziyaretleri dahi belli kurallara baglanmistir.

Buyruk’ta Dede’yi ziyaret icin üc kosul öngörülmektedir: "imdi malûm oldu ki mürsid ve sûfi olan, pirin ve mürebbinin nazarina varmakta üc erkân vardir.

Birinci: eli kuru bos varmaya,
ikinci: abdestsiz ve taharetsiz bedhuy ile varmaya,
Ücüncü: Mürsidin ve mürebbinin ve üstadin yanlarinda seriat ehli oldukta, ellerin baglayip nazarda duralar. Ondan seriat ehli gittikten sonra kalkip nazara gecip hayir dua alip evvel ayaklarina sonra dizlerine ve ondan ellerine niyaz edeler. Eger ki yanlarinda tarikat ehli olursa sûfi olan ellerin yanina salip dari mansur olup dura. Mürebbi ve mürsit ve üstad gülbenk edip talip ve mürit ve sakirt secde edip seytan aleyhünlâneden kurtulup melege ulu ademe secde edeler."
 

B- DEDELERIN ISLEVLERI   (BAS SAYFA)

Daha önce dedelerin nitelikleri üzerinde duruldu. Simdi ise islevleri ele alinacaktir. Belirtilen niteliklere sahip bulunan Alevi dedeleri, gerek bulunduklari yerlesim alanlarinda,gerekse belli zamanlarda kendilerine bagli yerlerdeki taliplerini ziyaretleri sirasinda bu islevleri yerine getirirlerdi. Dedelerin uzakta bulunan talipleri icin kendilerine bagli bir mürebbi (dikme dede) atadiklari da görülmektedir. Dikme dede, kendisini atayan ocakzade dedeye bagimliydi. Ocakzade dede taliplerin sikayeti üzerine onu görevden alabilirdi. Dikme dede’ye, ocakzade dedeye verilen hakkullah da verilmez, her hasat zamani bir miktar ürün verilirdi. Hakkullah, ocakzade dede geldiginde ancak ona verilebilirdi. Bu dikme dedelerin bir bölümünün zamanla, bagli olduklari ocaklari tanimadiklari ve bagimsiz ocaklar olusturduklari da tahmin olunabilir. Dedelerin baslica islevleri su sekilde siniflandirilabilir:

1-Sosyal ve dinsel bakimdan cemaate önderlik etme, cemaati irsad (aydinlatma) ve bilgilendirme,
2-Dinsel ayinleri (cem törenleri) yönetme,
3-Suclulari düskün etme, Darginlari baristirma,
4-Bayram, cenaze, evlenme, sünnet vb. törenlerdeki görevleri,

Alevi dedeleri ve diger aile bireyleri toplumda büyük saygi görürler. Dede toplumun lideridir. Dedenin bu sayginligi daha önce belirtilen niteliklerinden kaynaklanmaktadir. Alevilerce dedenin soyu kutsaldir, dede en bilgili olandir, "Buyruk" kitaplarina sahiptir, onlari okuyabilir, tüm bu nitelikleriyle taliplerin her türlü problemlerine cözüm getirilebilir. Aleviler’de yasamin her alaninda dede nüfuzunu görmek mümkündür. Her konuda dedeye danisilir.

Dede belli araliklarla yapilan cem törenlerindetaliplere ögütler verir, onlari bilgilendirirdi. Aleviler dedelerin buyruklarina titizlikle uyarlar, uymayanlara cesitli yaptirimlar uygulanirdi. Dedeler, "Buyruk"larda yeralan dinsel esaslari, Oniki imamlar, Kerbela vb. konulari sürekli Alevilere ögretirlerdi. Her Alevi, yari tarihi, yari menkibevi veya bütünüyle menkibevi bu bilgileri ögrenirdi. Dedelerin en önemli islevlerinden biri de, cem törenlerini yönetmesinde kendini gösterir. Alevilerin ibadetlerinin temeli bu cem törenlerine dayanir. Ocakzade dedeler, her yil düzenli bir sekilde kendilerine bagli köylerdeki taliplerini ziyaret ederler. Dedelerin bu ziyaretleri, hasat zamani gectikten sonra yapilir. Dede bir yere geldiginde peyik (davetci) adi verilen bir kisi ve ev dolasarak dedenin geldiginive cem töreni yapilacagini köylülere haber verir. Köydeki evlerden biri cem töreni icin hazirlanir. Bu cem töreni (görgü cemi) cuma aksami, yani persembeyi cumaya baglayan gece yapilir. Cem’de oniki hizmet ve bu hizmetlerin ayri ayri sahipleri vardir. Cem’de oniki hizmet sahipleri ve görevleri su sekildedir:
 

Dede, cem törenini yönetir.
Rehber, cemde görgüsü yapilanlara yardimci olur.
Gözcü, cemde düzeni saglar.
Çeragci, ceragi (mumu) yakar, meydanin aydinlanmasini saglar.
Zakir, saz calarak deyisler söyler.
Süpürgeci, her hizmetin sonunda, süpürge calma görevini yerine getirir.
Sakka, su dagitir, lokmalar yendikten sonra temizlik icin ibrik, legen,havlu getirir.
Sofraci, kurban ve yemek islerine bakar.
Pervane, cemevine gelenler ve gidenlerle ilgilenir.
Peyik, cemin yapilacagini herkese haber verir.
Iznikci, cemevinin temizligine bakar.
Kapici, cem yapilan yerin kapisinda bekler.
Cem töreni, dede tarafindan görevlendirilmis yukarida adlari verilen hizmet sahiplerince, dedenin yönetiminde, belli bir düzen icerisinde yerine getirilir. Dede, cem törenini cem yapilan yerin baskösesinde bulunan post üzerinde oturarak yönetir. Burada cem töreninin karmasik isleyisi verilmekten cok, dedenin yönettigi bu cemin (görgü cemi) Aleviler arasindaki islevlerine dikkat cekilmek istenmektedir. Cem törenine düskün (suclu) olanlar alinmazlar.

Cem’e gelen talipler yüzleri dedeye dönük olarak belli bir düzen icerisinde diz üstü otururlar. Görgü cemi bütün taliplerin müsahipleriile birlikte görülmesi seklinde sürer. Her musahip görülmesinde dede, cemaatten razilik alir. "Bu canlardan razi misiniz?" diye sorar. Cem ’de kurban hizmeti de görülür. semah ve dualar (gülbâng) okunur. Cem'de isleyis, dedenin yönetiminde ve diger hizmet sahiplerinin hizmetleriyle büyük bir disiplin icerisinde yürütülür. Görgü ceminin yanisira, musahiblik cemi, Abdal Musa kurbani, Sultan Nevruz cemi, gibi diger toplanma zamanlarinda da yönetici konumundadir, cemaate ögütler ve bilgiler verir.iyi insan (insani kâmil) olabilmenin ancak, "eline, diline, beline bagli olmak" ilkesine uyularak mümkün olabilecegi ögütlenir.

Toplumun suc saydigi fiillere, agir yaptirimlarin uygulanacagi, Aleviligin kötü davranislari yapanlari disladigi, Alevi ulularinin da böyle kisilerden razi olmayacagi seklinde soyut, somut nitelikli cesitli telkinlerde bulunulur. Alevi dedelerinin önemli islevlerinden biri de, darginlari baristirmakti. Bu islev, cesitli nedenlerle ortaya cikan düsmanliklarin sona ermesini saglayarak, toplumsal huzurun bozulmasini önlüyordu.

Birbirleriyle konusmayan, dargin olanlar dedenin huzurunda mutlakabaristirilir, barismayanlar cezalandirilirardi. Bu kisiler toplum tarafindan dislanir, hatta sürgün bile edilebilirlerdi. Dedelerin darginlari baristirmasi islevi, cesitli arastirmacilarin da dikkatini cekmis, kapali bir toplumsal yapiya sahip Aleviler arasinda varolan suc oranindaki azlik ve toplumsal baris ortaminda bunun da rolü olabilecegine dikkat cekilmistir. Aleviler’de suc isleyen düskün, bu durum da düskünlük olarak adlandirilir. Düskün olanlara suclarina göre degisik cezalar verilirdi. Düskünlere tarik calinir, para vd. cezalar uygulanirdi ki, "Buyruk" kitaplarinda bu cezalar her suc icin ayri ayri belirtilmekteydi. Düskün olanlar cem törenlerine katilamazlar, kurban yiyemez ve yediremezler, toplumdan dislanirlardi. Ailesi bile o kisiyi evlerine alamazdi. Ayrica ücsünnet, yedi farz olarak bilinen esaslara uymayanlara uygulanacak cezalar da "Buyruk" kitaplarinda bulunmaktadir.
Cem’e katilmak ve kurban lokmasi yemek Alevi erkânina göre su kisilere yasak edilmistir ki bu yaptirim o günkü toplumsal kosullar düsünüldügünde oldukca etkili olmustur:

1-Müsahibi olmayana,
2-Mürebbisi olmayana,
3-Bekâr ve kizkardesi, annesi, isi gücü olmayana

cem’e katilmak ve kurban eti yemek yasaklanmistir. Eger talibin sucu, büyük günahlardan (günah-i kebair) ise dede’nin bu konuda yapabilecegi bir sey yoktur. Buyruk’taki deyimle "Ancak onun davasini mahserde Hak Taalâ icra eder."Oysa kücük  günahlarin (günah-i sagayir) cezalandirilma ve affedilmesine iliskin kosullarin belirlenmesi ve uygulatilmasinda dede tam yetkilidir. Buyruk’ta yer alan ve Hz.Ali’den, Selman-i Farisi’nin rivayet ettigi ".. Ve üstad hakkina riayet edeler.

Ve üstaddan can dahi sakinmayalar..." sözleriyle taliplere dedenin hizmetlerinin karsiliginin verilmesi, hatta ondan canlarini dahi sakinmamalari, canlarini feda etmeye hazir olmalari telkini yapilmaktadir. Taliplerin, dedelerce yargilanmasi ve cezalandirilmalarini, Aleviligin temel inanc esaslarinin yazili oldugu "Buyruk" kitaplarindan görelim: "Cem halinde bir kimseye bir sohbet düsse, yani bir tâlibden bir günah meydana gelse, söyle ki: Tarikat icinde noksanlik yapsa, yol ehli kardesler arasinda sitemli (suclu, düskün)olsa ve o toplantida "gözcü" olan kimse bunu görüp, eksigini yakalasa; düskün talib sitemine razi olup yola boyun verdigi takdirde, okimseye "erkân" sürmek lâzim gelir. Fakat, o mecliste halife yurdunda (mürsid makaminda) oturan kisinin bilmesi gerektir ki:

Bu tâlib ne gibi bir günahin sahibidir?
Kacinci sünnetten veya kacinci farz’dan düsmüstür?
Sünnet’den mi düstü yoksa farz’dan mi düstü?
Ve buna ne lâzim gelir?
O kisi nasil olursaarinir, günahindan yargilanir ve ne ile pâk olur?
Yoksa, o günah farzla sünnet arasinda midir?
Güelce anlayip, ona göre sitemini sürmek gerektir."

"Bir tâlib bir tâlibin evine varsa, evsahibi olan talibin ona izzet ve hürmet edip gücü yettigince nesi varsa meydana getire ve onun gelmesini mübarek bile, geldigi icin sevincinigöstere. Eger o tâlib onun gelmesinden safa ve sevinc duymayip, ictenlikle ona muhabbetve güleryüz göstermeyip, varini ondan esirgeyip lokmasini saklasa, Tanri katinda ve erenler katinda yüzü karadir, ikrari saf degildir. Ve bir tâlib kendi lokmasini bir münkire ve bir münafika yedirse, benim etimi yedirmis gibidir.

Ve yine bir tâlib kendi zürriyetini bir münkireverse ONiKi iMAM’in etini yedirmis gibi günah kazanir."

"Öyleyse, iyi bilinmeli ki, mürsid buyruguyla anlasilan: Bir kimse kendi bilgisizligi ile ya da dünya tamahi ve nefsinin istegi ile kendi kendini pir edinip, Erenlerin sirrini zâhir ehline (yabancilara) anlatip, halka gösterirse, Hazret-i IMAM CÂFER-I SÂDIK kavliyle, böyle bir kisinin katli (ya da toplumdan kovulmasi) helaldir. Bu tür kisilerden uzaklasmayip, bir arada durup oturup, lokma (yemek) yedirip, onun da lokmasini yiyen kimseler dahi, Mürsid’in emriyle dergâh’tan sürgündür, iste bu kadar!" Buyruk’ta, "Üc Sünnet Yedi Farz"dan düsenlerin (bu esaslara uymayanlarin) durumlari da su sekildedir:
 

ÜÇ SÜNNETTEN DÜSENIN GÖRÜLMESI :

Birinci sünnetten düsen talibin üzerine yol vardikta eger yola boyun verirse onu kendi görgüsüne koyasin, ne hizmet yaparsa onunla kabul edesin.

Ikinci sünneten düsen talibin üzerine yol vardikta bir tarik ilzam edip, bir akce tercüman alasin, üc akce halife hakki alasin.

Ücüncü sünnetten düsen talibe üc tarik ilzam edip, üc akce tercüman alasin, üc akce halifeye hak edip, bes akce üstad hakki (sehanzer) alasin.
 

YEDI FARZDAN DÜSENIN GÖRÜLMESI:

Bir talib ki birinci farzdan düsse, bes tarik ilzam edip, bes akce tercüman alasiniz. Bes akce halifeye hak edip, yedi akce üstad hakki alasiniz.

ikinci farzdan düsen talibe yedi tarik ilzam edip, yedi akce tercüman alasiniz. Bes akce halifeye hak edip on bir akce üstad hakki alasiniz.

Ücüncü farzdan düsen talibe on iki tarik ilzam edip, on iki akce tercüman alasiniz. Dokuz akce halifeye hak edip, on yedi akce üstad hakki alasiniz.

Dördüncü farzdan düsen talibe on yedi tarik ilzam edip, on yedi akce tercüman alip, on bes akce halifeye hak edip, kirk akce üstad hakki alasiniz. Ve bundan sonra kalan üc farzin günahi birdir. ister mürebbi gözünden düsse ve ister müsahib gönlünden düsse ve eger basindan taci alinmis olsa, bu üc farzin günahi birdir. Söyle ki : Kirk yedi tarik ilzam edip, kirk yedi akce gazilere tercüman alasiniz. Otuz üc akce halifeye hak edip, yetmis dokuz akce sehanzer alasiniz; üstad hakkidir.
 

YEDI FARZDAN DÜSKÜN OLANLARIN DURUMU : Ve bundan sonra bilmis olasiniz ki, bir kisi bunca farzdan düsse ona derman yoktur, sürgün olur. iste otalib Dergâh’a varip kendi özünü mesayihe (Seyhlere/ Dedelere) yetirmek gerek. Mürsid kabul ederse talib de kabul ede. Mürsidin kabul etmedigine talibden de derman yoktur, yüzü karadir, sürgündür, hic bir cemiyette yeri yoktur. Eger mürsid kabul ederse o kisinin bütün malini miras etmek gerekir. Bu tarik (yol-erkân) icinde her kim inad ve muhalefet ederse, bu tarika göre amel etmezsesürgündür, o kimse bu tarikden degildir, dünyada ve ahirette yüzü karadir,

ON iKi IMAM KATARINDAN ve HAK DIDARINDAN mahrum kalir. Kiyamet gününde bütünpeygamberler ve erenler ondan bizar (bikmis) olur. Amma, bir kimse yoksuldurumda olsa tercümani onun rizasidir; her ne getirse alip kabul edeler.

Dahi bundan sonra IMAM-I NÂTIK CAFER-I SADIK hazretleri buyurmustur ki: Bir kisi livata eylese, bu tarik icinde o kisi farzdan düser. Hic bir mezheb icinde yeri yoktur. Eger bunu yapacak olursa gerektir ki ücyüz altmis tarik ilzam edesiniz. O kisi bu tarik icinde ölürse murdardir. Eger korkarsa ücyüz altmis akce gazilere tercüman alasiniz. Doksan dokuz akce halifeye hak edip, üstad hakki (sehanzer)bütün malini miras edip ondaliyasiniz. Ta ki o talibin isi temiz ola. Düskünlük cezasi ya dede, ya da dede vekili tarafindan verilirdi. Suc dedeye söylenir, ceza istenirdi. Suc ne olursa olsun dede sucluyu dinler, sorar, sonra cezayi bildirirdi. Düskünlük cezasinin sonunda yeniden dedeye basvurulurdu. Dede’nin de uygun görmesiyle, düskünlügü sona eren talip yeniden topluma kazanilmis olurdu.

Antalya Tahtacilari konusundaki arastirmalariyla taninan Naci Kum Atabeyli’nin "...Aralarinda mistik bir inzibat hâkimdir. Dedelerin, kendilerini düskün etmesindenkorkarlar..." ifadesi düskünlük kurumunun sosyal islevini vurgulamaktadir. Alevi dedelerinin bayram, ölüm, evlenme, sünnet gibi törenlerde de birtakim görevleri bulunmaktaydi. Cemaat icin cok önemli olan böyle zamanlarda dede mutlaka bulunurdu. Bayram günlerinde, bayramlasmalarda dede büyük saygi görür, dedenin veya bir baska kisinin evinde toplanilir, dede bu sohbetlerde o günün Alevi inancindaki önemi üzerine bilgiler verir, cemaatle söylesirdi. Dede ölüm halinde yas yerine gider, akrabalarina bassagliginda bulunur dualar ederdi. Alevi-Bektasilerde ölüm haline, hakka yürümek denirdi. Bazi bölgelerde cenazeyi dede veya dede vekili yikar cenaze namazini da dede kildirirdi. Dedelerin bir görevi de evlenme zamanlarinda görülür.

Çogu zaman nikahlari dedeler kiyar, nikah dedenin duasiyla sona ererdi. Dede sünnet törenlerinde bulunur vedualar ederdi. N. Sevgen su bilgiyi veriyor: "Nisan indirmek eglencesiz ve gürültüsüz gecer. Bu sadece "Emr’i Hak"i yerine getirmektir. Oglan ve kiz tarafindan gelenlerle bir heyet teskil olunur. Aralarinda bulunan seyyid veya kâmil bir adam, "Emr’i Hak" denilen sözü, yani kizin oglana nisanlandigini ilan ve orada bulunanlari ishad eder. Alevi adeti vechile on iki imamin isimleri zikrolunarak bir dua okunur, serbet icilir, merasim biter. Bu derece basit bir merasimle nihayetlenen nisan, bütün kudsiyetini bu "Emr’i Hak"dan ve on iki imamin ismi üzerine okunan duadan almaktadir..." Dedelerin bu toplumsal islevleri daha da arttirilabilir.

Dedeler hastaliklarin tedavisinde de rol sahibi oldular. Bu tedavi sekli, dedelerin hastalara dua etmeleri ve bitkilerden yaptiklariilaclari kullanmalarina dayanirdi. Dede kimi zaman hastaya ve ailesine, bir Alevi büyügü icin kurban kesmelerini veya hastayi, bir Alevi büyügünün bulundugu türbeye götürmelerini salik verebilirdi. Örnegin, Erzincan’in Ocak köyündeki Hidir Abdal Sultan Türbesi’ne hastalarin tedavi icin getirildikleri, daha sonra iyilesenler icin kurban kesmek icin, yeniden geldikleri bilinmektedir. Dedelerin bir diger önemli islevi de, onlarin sözlü halk geleneginin nesilden nesile yüzyillardir aktaricisi olmalariydi. Bugün varolan halk edebiyatimizda dedelerin yasatici ve gelistirici rolleri yadsinamaz. Pir Sultan Abdal’in, Kul Himmet’in, Sah Hatayi’nin coskulusiirlerini dillerinden düsürmeyen, cem törenlerinde sürekli yineleyen dedeler, bu siirleri halka da asilayarak yüzyillardir yasamalarini saglamislardir.

Aleviler’de, mal veya para olarak verilebilen dinsel ödentiler bulunmaktaydi. Bir tür dinsel mali yükümlülük  olarak görülebilecek bu ödentiler, dedelere, babalara, celebilere verilebildigi gibi, dergahlarin ve kücük tekkelerin hizmetlerinin karsilanmasi icin verilebilirdi.Burada bunun sadece dedeler ile ilgili yönüne deginilecektir. Kapali bir toplumsal yapiya sahip Alevilerdeki cemaat yapilanmasinin dogal bir sonucu olarak, dinsel hizmetleri gören dedelere, Alevi toplumu hizmetlerinin karsiligini bu sekilde ödüyor ve bu hizmetlerin devami bu sekilde saglaniyordu. Daha önce de deginildigi üzere islami benimsemeden önce Türklerarasinda da benzeri uygulamalara rastlanmaktaydi. Dedelere para veya mal olarak, verilebilen bu armaganlar en yaygin olarak hakkullah veya ciralik olarak adlandirilmaktaydi.

"Buyruk" kitaplarinda bu dinsel ödemenin hangi durumlarda, hangi miktarlarda yapilacagi ayrintilariyla yazilidir. Örnegin, yeni musahip olanlardan 110 para üstad hakki, 7 para dösek hakki alinacagi; meydana gecen musahiplerden 7 para dösek hakki alinacagi; meydana gecen musahiplerden 7 para dösek hakki alinacagi; musahipsizden ise üc para alinacagi belirtilmektedir. Çesitli kaynaklardan, dedeler ve talipler arasinda yaptigimiz arastirmalara göre Aleviler arasindaki uygulama Erdentug’un da belirttigi gibi "... Dedeeline verilene acip bakmaz : verilen miktar belli degildir. Yani hakkullah icin muayyen bir fiyat kesilmez; herkes gönlünden kopani verir..." seklindeydi. Dedelerin islevlerini bitirmeden, dedelerin hangi durumlarda (vefat haric) görevlerinin sona erdigine de deginmek gerekmektedir. Dedeler, Alevilik esaslarina göre büyükgünahlardan (günah-i kebair) kabul edilen suclari islediklerinde dedelik görevleriniyerine getirmekten men edilirlerdi. imam Cafer Buyrugu’nda, dedenin görevden alinmasini gerektiren büyük suclar su sekilde yer aliyor: "Bir pir (dede) avratini tatlik etse yani bosasa, kan etse. Kelime-i küfür söylese. livata eylese, ebediyen ona günahi kebairdir. Bunu isleyen talip olsa derdine derman yoktur. Pir (dede) ederse onun yüzüne bakip misafir ederlerse o bastigi yerde kirk sene kadarhayir bereket olmaz. Yanina varmiyalar..." Belirtilen bu suclari isleyen dedeler, dedelikten men edilirlerdi. Ayrica, bilgisiz olan yani Alevlik esaslarini, yol ve erkânini bilmeyenler de dedelikten azledilirlerdi. Dedelikten azledilmenin bir diger nedeni ise, tarikate muhalif, yani düskün olan taliplerdenhakkullah almakti.

Düskünlerden hakkullah kabul eden dedeler tarikatten düserlerdi,yani dedelik görevleri sonlanirdi. Dedeler sözü edilen bu nedenlerden dolayi görevden, bagli oldugu piri ve mürsidi tarafindan alinirdi. Alevi dedelerinin esas aldiklari kurallara göre dedelik görevi sonlanan bir dedenin talipleri, ayni ocakzade ailenin varsa amcazadelerine baglanirlardi. Bu durum Buyruk’ta su sekilde ifade ediliyor: " Eger pir yolundan düserse günah-i kebairden bir isi edip erkâna lâyik olmazsa talip ol ocaktan cikmaz. Emmi zadelerinden yapismak erkândir" Ancak bu dinsel uygulamanin yanisira, bagli bulunduklari ocakzade dedelerinden yoksun bulunan Alevilerin baska ocakzade dedelere baglandiklarina da rastlanmaktadir. Ayrica yine Buyruk’ta olmak üzere bir pirin benimsenebilecegi ifade dilmektedir ki, buda belli kosullara baglanmistir.: " Bir talibin piri irak olsa, eli ermese, ona vekâleten gayriden el tuta; görüle. Her kac seneden sonra piri gelirse yine pirine ikrar iman etmek erkândir. Zira atasinin pirini inkarederse, münkir olur..." Yine Buyruk’ta, soyu devam etmeyen dedelerin taliplerinin Evlad-i Resul olmak kosuluyla herhangi bir dedeye baglanabilecekleri de öngörülmektedir.
 
 

BESINCI BÖLÜM

GÜNÜMÜZDE DEDELIK KURUMU (BAS SAYFA)

Dedelik kurumunun hem islev hem de etkinlik bakimindan zayiflamasi, cumhuriyet öncesi ve sonrasi yasanan gelismelerle yakindan ilgilidir. Birinci Dünya Savasi ve sonrasinda yasanan Kurtulus Savasi ve Cumhuriyet’in kurulus sürecinde Türkiye’nin yasadigi siyasal ve sosyo-ekonomik dönüsüm, köklü degisikliklere yol acmisti. Busirada sosyal kurumlar da dogal olarak eski niteliklerini ve islevlerini yitirme tehlikesiyle karsi karsiya gelmislerdir. Özellikle 1950’lerden sonra giderek hizlanan köyden kente göc olgusu, büyük nüfus hareketleri yaratmis, eski toplumsal yapi parcalanmistir. Daha önce köylerde varolan toplumsal yapi, yüzyüze iliskilere, geleneklere dayaniyor, gelenek ve göreneklerden kaynaklanan esaslar, köy yasamina egemen bulunuyordu.

Dedelik kurumunun islevlerini ve etkinligini de bu toplumsal yapi cercevesinde degerlendirmek gerekir. Böylece, göclerle, köydeki toplumsal yapi bozulunca, bu toplumsal yapinin gereksinmeleri dogrultusunda sekillenmis bulunan dedelik kurumu da zarar gördü ve islevlerini yitirmeye basladi. Kirdan kente göc olgusu, kirdaki toprak azligi, tarimda makinelesme, ulasim aginin yayginlasmasi, hizli nüfus artisi, tarim disi faaliyetlerin canlanmasi ve halkin giderekyükselen beklentileri gibi sosyoekonomik etkenlere dayanmaktaydi. Kentlere göc, köylerdeki toplumsal yapiyi altüst etmis, yüzyillarin getirdigi yerlesmis inanc ve gelenekler de sarsilmistir.

Göcler sonucu dede-talip iliskilerini saglayan sosyal yapinin cözülmesi cesitli sorunlara yol acmistir. Bu sürec icinde bircok dede, islevlerini sürdüremez hale gelmis, talipler ise daha önce her konuda basvurduklari dedelerden yoksun kalmislar, inanc yönünden adeta bir bosluga düsmüslerdir. Hem dedeler, hem talipler bakimindan, köydeki sosyal ortami ve o ortamda yerine getirilen cemtörenleri vb. törenleri devam ettirmek mümkün olamamistir. Bilindigi üzere 30 Kasim 1925’te 677 sayili yasayla, tekke ve zaviyeler kapatilmis; tarikatlar yasaklanmis, seyhlik, dervislik, seyitlik, halifelik, müritlik, gibi ünvanlarin kullanilmasina son verilmis; üfürükcülük, falcilik, muska yazma; tarikatlarla ilgiligiysiler giyilmesi yasaklanmis, türbeler kapatilmisti. Kimi arastirmacilara göre buyasa sonrasinda, Alevi dedelerinin Anadolu’da dolasarak taliplerini ziyaret edememisler ve bunun sonucunda, Alevilik inanc esaslari ve kurumlari ve bunlara olanbaglilik zayiflamistir.

Bu konuda R.Yetisen su bilgileri veriyor: "... Tarikatlarin kalktigi tarihte halkin ruhiyati kisa bir müddet icin müthis sarsilmis, fakat bilhassa gencler yeni rejime herkesten evvel üc bes yil icinde alismislardir: öyle ki, dedeleriyle, babalariyle garip zihniyetler bahsinde alay bile etmislerdir..." ismail Hakki da "Çepniler Balikesirde" adli eserinde, dedelerin Anadolu’da dolasmalari yasaklandiktan sonra, dinsel ve ahlaki esaslara olan bagliligin zayifladigini ifade ediyor.Bu zayiflama da bu yasal önlemin rolü oldugu kabul edilebilirse de, bu fazla abartilmamalidir cünkü dedelik kurumunu zayiflatan etkenler esas olarak sosyo-ekonomiktir. Göc olgusu, köylerdeki sosyal yapinin cözülmesine yol acmis, egitim kurumlarinin, iletisim olanaklarinin artmasi gibi gelismeler dedelik kurumunun cözülmesine, dede-talip iliskilerinin kopmasina neden olmustur.